"Eğer dostlardan mufarakat olmasaydı, ölüm ruhlarımıza yol bulamazdı..." İzah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
"Yani 'Eğer dostlardan mufarakat olmasaydı, ölüm ruhlarımıza yol bulamazdı ki, gelsin, alsın.' Demek, en ziyade insanı öldüren, ahbaptan mufarakattir. Evet, hiçbir şey beni o vaziyet kadar yandırmamış, ağlatmamış. Eğer Kur'ân'dan, imandan medet gelmeseydi, o gam, o keder, o hüzün, ruhumu uçuracak gibi tesirat yapacaktı." (Lem'alar, Yirmi Altıncı Lem'a, On Üçüncü Rica.)
Eğer dostlardan ayrılmak olmasaydı, yani ölümde ayrılık acısı olmasa idi, insanlara o kadar ürperti ve dehşet vermezdi. Ölümü dehşetli ve ürpertili kılan şey, alıştığımız ve ünsiyet ettiğimiz dostlarımızdan ayrılmak ve onları bir daha dünya gözü ile görememek acısıdır.
Bu beyitte şair ölümün çirkin görünen zahiri yüzüne bakarak, mevti dost ve ahbaplardan ebedî bir ayrılık olarak görüyor ve onun elemini ve sancısını çekiyor. Şair bu acısını bu beyit ile ifade ediyor.
Üstad Hazretleri, "şayet ben de ölüme bu şairin bakışı gibi baksaydım, ölüm benim ruhumda çok derin yaralar açacak ve dehşetli tahribatlarda bulunacaktı," demiş oluyor. Ama Kur’an’ın ve imanının nuru ölümün hakikatini bildirdiği, o karanlık perdeyi kaldırıp güzel yüzünü gösterdiği için, o şairin düşündüğü gibi ebedî bir ayrılık ve çok acıklı bir ayrılık değil, tam aksine sonsuz bir saadete kavuşmanın ilk adımı ve başlangıcı hükmündedir. Zira ölümün; “... Arka ciheti rahmettir, ön ciheti ise azabdır.” (Mesnevi-i Nuriye, Habbe)
Kabir kapısının arka ciheti, yani ölüm sonrası berzah hayatı müminler için büyük bir rahmettir. Hadis-i şerifte cennet bahçelerinden bir bahçe olarak tarif edilen bu hayat, dünyadan daha güzel ve daha saadetlidir. Ön cihetinin azap olması, görünürde insanın bütün dostlarından ayrılması, bedeninin çürüyüp dağılmaya terk edilmesi yönüyledir. Bütün bunlar ruha ulaşmaz ve ruh bunlardan hiçbir keder ve üzüntü duymaz. İmanla göçen bir ruh berzah âleminde cennet hayatı yaşar. Cennete girmekle görebileceği ve sohbetlerinde bulunabileceği bütün sevdiklerine kavuşmanın sefasını sürer.
Bedenin çürümesi ve dağılması bir evin duvarlarının yıkılması gibi yahut bir elbisenin güvelenerek parçalanması gibidir. Bunlar ruha bir zarar vermez. Şu var ki, görünürde ürkütücü ve üzücü olan bu bozulma ve dağılmalardan insan hissen rahatsız olur. Kabrin ön cihetinin azap olması bu rahatsızlıkları ifade etmektedir.
Ölümün birtakım acı ve elemlerini de dünyada çektiğimiz sıkıntı ve hastalıklar nevinden telakki etmeliyiz. Ölüm acısı da gelip geçer, ama manevi ve ruhî acıların tahribatı daha tesirli ve devamlıdır. Ölümün arka yüzündeki sonsuz ve sürurlu hayat bu acıyı da hiçe indirir.
Öyle ise ölümden korkup ürkmenin bir manası yoktur, onun yüzüne merdane bakıp, bizden ne istiyor ise hakkını vermeliyiz. Bizden istediği tek şey Allah’a hakkı ile kul olmaktır. Allah’a kul olana Azrail de toprak da gece de ateş de müsahhar ve hizmetkâr olur. Allah’ı unutana ise, sadece ölüm değil, her şey düşmandır.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar
Bu Beyiti söyleyen şairin kim olduğu hakkında bilgi var mı?..
Bir bilgiye ulaşamadık.
Arap edipleri “Eğer firak olmasa idi, ölüm ruhlarımızı almak için yol bulup gelemezdi”demişler. Bu cümleyi açıklar mısınız, ölümün anlamı dünyevî ayrılık mıdır? Ahirette zaten buluşacağız ama dünyada mekansal olarak tekrar görüşememek koyuyor, dünya takvimi kapanıyor. Arap şairleri bu cümleyi dolu dolu iman duygusuyla kurmamışlar belliki. Sevdiğin kişiden olan ayrılmanın iman ile bağ kurmadan, ölümün yükünün temelini ayrılıktan kaynaklandığını söylemişler diye anladım.
Ölümün Kapısı: Firak (Ayrılık)
Şairler burada şunu demek istiyor: İnsan ruhu aslında ölümsüzlük için tasarlanmıştır. Onu asıl yıkan, yaşlandıran ve "öldüren" şey biyolojik fonksiyonların durması değil; sevdiklerinden, mekanından ve alışkanlıklarından koparılmasıdır. Eğer dünyada ayrılık denilen o acı tecrübe olmasaydı, ölüm ruhu yakalayacak bir boşluk bulamazdı. Yani ölümün "pençesi", aslında ayrılığın açtığı yaradır.
Ölüm Dünyevi Bir Ayrılık mıdır?
Sizin de belirttiğiniz gibi, inanan bir insan için ölüm bir son değil, bir "terhis" ve "mekan değişikliği"dir. Ancak:
Dünya Takviminin Kapanması: Haklısınız, "dünya takvimi"nin kapanması geri dönülemez bir sınır çizer. Ahiretteki kavuşma inancı teselli etse de, dünyadaki beşerî münasebetlerin (sesini duyma, birlikte yemek yeme, dokunma) sona ermesi, ruhu sarsan asli unsurdur.
Hüzün ve İman: Bu sözü söyleyen edipler, meselenin teknik/imanî boyutuyla değil, insani ıstırap boyutuyla ilgilenmişler. İman, ölümü bir "vifak" (kavuşma) olarak görse de; insan kalbi, dünyevi "firak"ın (ayrılığın) ağırlığı altında ezilir.
Özetle
Arap şairleri ölümü, ayrılığın somutlaşmış hali olarak betimlemişlerdir. Onlara göre ölümün ruhu alt etmesinin sebebi, ruhun sevgiyle bağlı olduğu bağların kopmasıdır. Sizin de dediğiniz gibi, bu yaklaşım teslimiyetten ziyade, ayrılık acısının insan ruhundaki yıkıcılığına yapılmış bir vurgudur.