"Bil ki, nev-i beşerde nübüvvet, beşerdeki hayır ve kemâlâtın fezlekesi ve esasıdır. Din-i hak, saadetin fihristesidir." ifadesini izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İnsanlık tarihi boyunca ne kadar hayır ve kemalat varsa, tümü, hak din olan semavî dinler sayesinde ortaya çıkmıştır. İlgili cümlenin devamında geçen şu ifadeler de mevzuyu izah etmektedir:

"Madem şu âlemde parlak bir hüsün, geniş ve yüksek bir hayır, zâhir bir hak, fâik bir kemal görünüyor. Bilbedâhe, hak ve hakikat, nübüvvet içindedir ve nebîler elindedir. Dalâlet, şer ve hasâret, onun muhalifindedir."(1)

Keza Yirminci Söz'de geçen aşağıdaki tespitler de konumuza açıklık getirmektedir:

"İşte, Kur'ân-ı Hakîm, enbiyâları, insanın cemaatlerine terakkiyât-ı mâneviye cihetinde birer pîşdar ve imam gönderdiği gibi, yine insanların terakkiyât-ı maddiye sûretinde dahi, o enbiyânın herbirisinin eline bâzı hârikalar verip yine o insanlara birer ustabaşı ve üstad etmiştir. Onlara mutlak olarak ittibâa emrediyor. İşte, enbiyâların mânevî kemâlâtını bahsetmekle insanları onlardan istifadeye teşvik ettiği gibi, mu'cizâtlarından bahis dahi, onların nazîrelerine yetişmeye ve taklidlerini yapmaya bir teşviki işmâm ediyor. Hattâ denilebilir ki, mânevî kemâlât gibi maddî kemâlâtı ve hârikaları dahi en evvel mu'cize eli nev-i beşere hediye etmiştir."

"İşte Hazret-i Nuh'un (Aleyhisselâm) bir mu'cizesi olan sefine ve Hazret-i Yûsuf'un (Aleyhisselâm) bir mu'cizesi olan saati, en evvel beşere hediye eden, dest-i mu'cizedir. Bu hakikate latîf bir işarettir ki, san'atkârların ekseri, herbir san'atta birer peygamberi pîr ittihaz ediyor. Meselâ, gemiciler Hazret-i Nuh'u (Aleyhisselâm), saatçiler Hazret-i Yûsuf'u (Aleyhisselâm), terziler Hazret-i İdris'i (Aleyhisselâm),.."(2)

İnsan, mücerred akıl ile Allahü Teâlâ 'nın varlığını bilse dahi, O Zât-ı Akdes'in kudsî sıfatlarını, esmâsını, bu kâinatın yaratılış hikmetini, insanların vazifelerini, şu mevcudatın nereden gelip, nereye gittiklerini ve ahirete ait hakikatleri bilemeyeceğinden, Cenâb-ı Hak onlara peygamberler ve semavî kitaplar göndermiştir.

Her insanın anlayış ve kabiliyeti farklıdır. Bu bakımdan herkes aynı derecede her hakikati anlayamaz, hayır ve şerri birbirinden ayıramaz. Birinin şer dediğine diğeri hayır diyebilir. Bu kâinatın ve insanın yaratılışındaki âli maksatlar ve İlâhî hikmetler ancak “yüksek dellal, doğru keşşaf, muhakkik üstad ve sadık muallim” olan başta Hz. Muhammed (s.a.v) olmak üzere diğer bütün peygamberlerle bilinir ve anlaşılır.

Peygamberler (as.) ve peygamberlik müessesesi, insanın kabiliyetlerini inkişaf ettirir, onları iyiliğe ve hayra sevk eder ve hidayete erdirir. Peygamberlik, insanları imana ve hidayete ulaştıran umumi bir köprüdür. Cenab-ı Hak, Peygamberleri (as.) her türlü maddî ve manevî kemalatın, saadet ve selametin vesilesi kılmıştır. Bu bakımdan, en yüksek bir mertebeye ve en âli bir medeniyete kavuşmak onlara uymakla mümkündür.

Peygamberler, Allah’u Teâla’nın, kullarına emir ve yasaklarını bildirmek, hakkı ve hakikati tebliğ etmek üzere gönderdiği İlâhî elçilerdir. Feyiz ve kemalatları kendi kesbleriyle değildir; yani Peygamberlik çalışmakla elde edilmez, o ilâhi bir mevhibe, rabbanî bir bağış ve hususi bir lütuftur. Allah, o mukaddes vazifeyi mümin kullarından ehil gördüklerine ihsan eder ve peygamberliğe seçtiği kulunu bu vazifeye hazırlar. Peygamberlik vazifesini tevdi edinceye kadar onu her türlü kötülüklerden korur.

İnsanların ıslahı ve doğru yola yöneltilmeleri, ancak “İsmet” sıfatıyla muttasıf olan peygamberlerin önderliğinde olabilir. Eğer kitap ve peygamber gönderilmese idi, insanlar Cenab-ı Hakk’ın emir ve yasaklarını, neyin helal neyin haram olduğunu bilemez ve sırat-ı müstakimde gidemezlerdi. Bunun içindir ki;

Karıncayı emîrsiz, arıları ya'subsuz bırakmayan kudret-i ezeliye elbette beşeri de bırakmaz şeriatsız, nebîsiz. Sırr-ı nizam-ı âlem, böyle ister elbette.” (Mektubat)

Bütün Hak dinler ve en mükemmel ve son din olan İslâm; kıyamete kadar gelecek bütün insanların dünyevî ve uhrevî saadetinin vesilesidir.

İslâm sayesinde tarihte milyonlarca mürşit, müceddid, âlim ve evliya yetişmiş ve insanlığa rehberlik vazifesini ifa etmiştir. Nakşibendi, Geylani, Gazali, İmam-ı Rabbani Mevlana, Yunus Emre, Şazeli, bunlardan bazılarıdır.

Sulh, selamet, huzur ve teslim olmak gibi manalara gelen İslâmiyet, Müslümanların hayat tarzını düzenleyen, onların dünya ve ahiret saadet ve selametlerini, maddî ve manevî terakkilerini temin eden ilâhi bir kanun ve eşsiz bir rehberdir. Nitekim bir ayette mealen şöyle buyrulur: “Bugün sizin için dininizi ikmal ettim, sizin üzerinize olan nimetlerimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâmiyet’ten razı oldum.” (Maide Suresi 5/3)

Allah’ın beğendiği ve ikmal ettiği bir din, elbette en mükemmeldir ve bütün insanlığın rehberidir. Bu bakımdan, İslâm dini, kıyamete kadar gelecek bütün insanların maddi ve manevî ihtiyaçlarını, huzur ve refahını temin, ruhlarını ve akıllarını tatmin eder. Fıtrata, akıl ve vicdana en uygun, en mükemmel ve son din olan İslâm’ın ulvî hakikatlerini ve nurlu esaslarını hayatına tatbik eden fert ve milletler, her zaman tekâmül ve terakki ederler ve etmişleridir de. Asr-ı saadet, Endülüs, Selçuklu ve Osmanlı tarihleri bunun en büyük delilidir.

Dipnotlar:

(1) bk. Lem'alar, On Yedinci Lem'a.
(2) bk. Sözler, Yirminci Söz.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...