Bir Dava Adamının Notlarındaki "Günlük içtimai hadiselerle meşguliyet, kabiliyetlerin inkişafına mânidir... Bugün buna 'genel kültür' ism-i herzesi takılmış." İfadesini izah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
Bir apartman düşünelim ve bunun altında toplanmış insanlar tasavvur edelim. Apartmanın tepesinden; birisinde altın, birisinde gümüş bir diğerinde de plastikten yapılmış ama görsel açıdan çok cazip ve güzel oyuncaklar bulunan kovalar dökülse, insanlar hangisini toplamaya çalışır acaba?
Elbette aklı başında, kalbi istikamet içinde olan bir insan altın toplamaya çalışır, gümüş ve plastik oyuncaklara tenezzül etmez.
Risale-i Nur'un bahisleri saadet-i ebediyeyi kazandıran değerli iman hareketleridir. Yani temsildeki altın gibidirler. Dünya klasikleri temsildeki gümüş ve plastik oyuncaklar gibidir. Faydası dünyevi ve kuru bir hayretten başka ruha bir fayda temin etmezler.
Yanlış anlaşılmasın, biz dünya klasikleri okunması yanlış, haram ya da kötü demiyoruz. Dileyen okuyabilir, ama tercihini Risale-i Nur'dan veya İslami eserlerden yana kullanmış ve onlarla meşgul olan insanları, sırf dünya klasiklerini okumuyor diye itham etmek ve "kültürsüz" gibi yakışıksız ifadeler ile aşağılamak doğru değildir.
Risale-i Nurlar hem felsefi hem edebi hem de ilmi açıdan insanı tatmin edecek düşünce ve tefekkür dünyasını genişletecek muazzam bir hazine niteliğindedir, temsildeki altın gibi.
Risale-i Nur'u bilerek ve anlayarak okumak Allah'ın izniyle imanı taklidi olmaktan kurtarır, iman-ı tahkikiyi kazandırır. İman-ı tahkiki doğrudan amele yansır, amel-i salih olarak tezahür eder ve insanı takva sahibi kılar. İşte Peygamber Efendimiz'in (asm) arzu buyurduğu iman çizgisi bu çizgidir.
Üstadımız sinema, tiyatro ve romana şu şekilde bakıyor:
"Tek bir ilacı bulmuş, o da romanlarıymış. Kitap gibi bir hayy-ı meyyit, sinema gibi bir müteharrik emvat!"
"Meyyit hayat veremez. Hem tiyatro gibi tenâsühvârî, mazi denilen geniş kabrin hortlakları gibi şu üç nevi romanlarıyla hiç de utanmaz." (Sözler, Lemeat)
Batı menşeli edebi araçlarda hikmet yoktur. Hikmet hadiselere İlahi açıdan bakmak ve her şeyi ahirete göre dizayn etmektir. Sadece dünya ve maddeye odaklanmış sadece pragmatist kaygılara hizmet eden sanatlar kısır ve noksandır. İnsanın kalp ve ruhuna değil, sadece nefis ve hevasına hizmet eder.
Batı edebiyatının ürünü olan roman Rönesans, Reform hareketleri, Aydınlanma Felsefesi'nin sonucunda ortaya çıkan pozitivist, materyalist, akılcı, seküler bir anlayışın egemen olduğu bir dünya görüşüne yaslanarak ortaya çıktı.
Üstad burada, adı geçen sanat türlerine cephe almamakta, bu tür eserler vererek çevreye "yetimane hüzün" saçan, "tabiatperest" bir anlayışı telkin eden, insanı "gafletpîşe" uçurumlara atan, nefsi "hevesat"a teşvik eden sanatçıları sorgulamaktadır.
"Günlük içtimai hadiselerle meşguliyet, kabiliyetlerin inkişafına mânidir. Bu noktaya dikkat lazımdır. Zira bugün buna 'genel kültür' ism-i herzesi takılmış." (Bir Dava Adamının Notları: 1)
İnsanın maddi ve manevi hayatına hiçbir faydası olmayacak bütün bilgiler gereksiz ve lüzumsuzdur ve insanın kabiliyetlerini köreltir.
Mesela, müthiş hafıza gücü olan birisi Beşiktaş’ın son otuz yılda attığı gollerin tarihlerini, yerlerini ve kimin attığını ezberlemiş. Çok acınası ve vahim bir durum. Bu şahıs bu gücünü ve kabiliyetini bir meslekte ya da manevi ilimleri ezberlemede kullansa idi, ülkenin önemli bir ilim adamı ya da sanatkârı olabilirdi.
Bu tarz gereksiz bilgilerle meşgul olmak insanı asıl hedefinden saptırır. Maddi ve manevi büyük zararlara sokar. Zübeyir Ağabey bu anlamdaki bir genel kültürü kötülemiştir. Yoksa insana maddi ve manevi faydası olan bilgileri edinmeye karşı değildir. Mesela bir doktorun ilaç isimlerini ezberlemesi tıp ilmi açısından gerekli ve önemlidir. Bu alanda ne kadar bilgili ve kültürlü olursa o kadar iyidir.
Gerçekten günümüzde gençlik o kadar önemsiz ve gereksiz bilgiler ile meşgul ediliyor ki, bu gençler açısından büyük bir cinayettir. Real Madrid takımının bütün oyuncularını ezbere bilen bir genç, gusül abdestinin farz ve sünnetlerini bilemiyor. Şimdi bu gence kültürlü diyebilir miyiz?..
Bu konuda Kanuni Sultan Süleyman zamanında yaşandığı tahmin edilen bir hatırayı vermemek olmaz:
40 ALTIN 40 SOPA
Bir gün Kanuni Sultan Süleyman’ın huzuruna bir adam getirmişler. Adamın bir hüneri varmış…
İpliği 1 metre öteden iğnenin deliğine geçiriyormuş… Bunu başarmak onun tam 40 yılını almış.
Padişah "Göster bakalım hünerini!.." deyince, adam iğneyi bir sehpaya saplamış, sonra 1 metre geri gitmiş ve ipliği fırlatmış, iplik iğnenin deliğinden geçmis...
Padişah: "Tekrarla, tesadüf olmasın yoksa?.." demiş.
Adam tekrarlamış, gene isabet... Padişah tam 10 kere tekrarlatmış, 10′unda da iplik hedefi bulmuş. Padişah veziri çağırmış, "Şu adamı ödüllendirmek için 40 altın verin, 40 da sopa vurun!.."
Adam "Aaman Padişah'ım, bu nasıl ödül?" demiş.
Padişah da "40 altın hünerin için, 40 sopa da böyle lüzumsuz bir işe 40 yılını harcadığın için!.." demiş...
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar
Peki TV'de "belgesel veya bir ürünün nasıl yapıldığını öğreten belgeseller" , yada "gezelim görelim" tarzı programlar var. Açıkçası insan sürekli kitap okuyamaz. Eğlence olarak bunları izlemesi aslında genel kültüre giriyor. Çünkü program sunucusu gidiyor bir ayakkabı tamircisine konuk oluyor. O da programcıya ayakkabının detayını, nasıl yapıldığını anlatıyor.Aile içinde de aslında iyi oluyor. Belki de insanları sakıncalı programlardan koruyor.
Hem keyif alarak hem de günaha girmeden izliyorsunuz. Belki işine yaramayacak ama ayakkabıya dair şeyler öğreniyorsunuz. Veya belgeselde hayvanlar hakkında bilgi öğreniyorsunuz. Bu gibi şeyleri esas maksat yapmadan öğrenmek, malayani midir?
Hani risalelerde" falanca hayvanın boyu ne kadardır" gibi bilgiler kışır ve gereksiz görülüyor. (Meseleyi hatırlayamadım)
Ama bu tip programları insan izlemeyince de sıkılıp, yerini başka bir şeyle de doldurmayıp bu sefer tamamen boşa geçiriyor.
Belki bu tip programlara bakış açımız nasıl olmalı?
Burada tefekkürde ince bir çizgi var. Çünkü cerbeze yapma sorunu var. Büyük balık küçük balığı yer, gibi hayata bir cidal mantığı ile bakarsak tefekkür olamaz.
Belki sanattaki harikalığı, yaratıcıya intikal, hikmet ile tefekkür olabilir. Bazen kışır bilgi dahi faydalı olabilir. Mesela karıncanın altı bacağının olduğunu bilmek dahi ondaki hikmeti anlamaya sebep olabilir.
Malayani olan insanın dünyasına, âhiretine faydalı olmayan genel kültüre, külüstür diyebiliriz. Zamanında genel kültür kavramı için genel külüstür ifadesi kullanılırdı bazı kişiler. Ama tüm genel kültürü, külüstür olarak nitelendiremeyiz.
Mesela "Kültür Gezileri" yapmak ve yaşadığın, gezdiğin coğrafyaya, medeniyetlere ait yerler hakkında tarihi bilgileri görerek, yaşayarak öğrenmek külüstür olamaz. Hem bir hobi gibi, hem de eski milletlerin yaşayışlarını, sanatlarını, alışkanlıklarını öğrenmek hem tefekkür, hem İbret hem de toplum içinde yeri ve zamanı geldiğinde, konusu geçtiğinde herkes konuşurken sadece bakmak ve birkaç kelam edememek güzel bir şey değil.
Bu noktadan Kültür Gezileri hakkında ne düşünüyorsunuz?
"Sizden önceki toplumların hayatında nice ilâhî kanunlar tatbik edilmiş ve bunların sonuçları yaşanmıştır. İsterseniz yeryüzünde şöyle bir gezip dolaşın da peygamberleri yalanlayanların sonu nasıl olmuş bir bakın! " Al-i İmran, 137
De ki: “Yeryüzünde gezip dolaşın ve Allah'ın ilk yaratılışı nasıl başlatıp devam ettirdiğini görün. Allah, daha sonra ikinci hayatı da işte böyle gerçekleştirecektir; Allah her şeye kādirdir.” Ankebut, 20
Görüldüğü gibi gezmek, görmek, tefekkür ve tenezzüh etmek hem ayetlerde hem de hadislerde teşvik edilen bir husustur.