Zübeyir Gündüzalp Ağabeye atfedilen "Bu hizmette hiç olanlar muvaffak oldular, bir şey olmak isteyenler hiçbir şey yapamadılar." İfadesini nasıl anlayabiliriz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Hiç olmak",

"Evet, bahtiyar odur ki, kevser-i Kur'ânîden süzülen tatlı, büyük bir havuzu kazanmak için, bir buz parçası nev'indeki şahsiyetini ve enaniyetini o havuz içine atıp eritendir." (Lem'alar, Yirmi Birinci Lem'a, Haşiye)

İman ve Kur’ân hizmetinde çalışan cemaat bir havuz, benlik duygusunu terk etmiş her bir fert ise bu havuzun içindeki su damlasıdır. Cemaat ruhu enaniyeti ve benliği kaldırmaz. Cemaate tabi olan birisi benliğini ve enaniyetini cemaat potasında eritmesi gerekir.

Eğer eritemez ise namazını tek kılan kişinin cemaat sevabından mahrum kalması gibi, o da şahs-ı manevinin feyzinden ve sevabından mahrum kalır. Muhalefet yolunu tutarsa ihlası kaybeder ve cemaatin intizamına zarar verir. Bu yüzden, cemaat ile benlik bağdaşmaz, birbirine zıttır.

Bu zamanın en büyük manevi hastalığı, benlik davası ve bencillik belasıdır. Herkes bu hastalığın girdabına girdiği için, kimse kolaylıkla benliğini terk edemiyor ve bencilliğinden taviz vermiyor. Hatta bu hususta kendini mazur sayıyor "Ne var canım, herkes bencil." diyerek, bu durumunu normal görüyor.

Herkes az çok bencil olduğu için insanlar arasında niza, çatışma, kavga eksik olmuyor. "Sen ağa ben ağa, bu koyunu kim sağa?" atasözünde olduğu gibi, herkes benliğini normal ve vazgeçilmez görünce gürültü, ihtilaf ve dağılma kaçınılmaz hâle geliyor.

Bu durumdan en çok ehl-i hak zarar görüyor. Ehl-i küfür ve dalalet, insanların bu manevi hastalığını çok ustalıkla işletip Müslümanları bu noktadan avlıyor ve birbirine düşürmesi kolay oluyor.

Zübeyir Ağabey, "Kardeşim bu hizmette hiç olanlar muvaffak oldular bir şey olmak isteyenler hiçbir şey yapamadılar." cümlesi ile iman ve Kur’an davasında hizmet eden Nur talebeleri benliği, enaniyeti, varlık davasını bırakıp, iman hizmetinde tam bir nefer ve hiçlik hissi içinde hareket etmesi gerektiğine işaret ediyor. Benlik ve enaniyet davasına kapılanlar, bu hizmetten uzaklaşıp kaybolup giderlerken ihlas ve samimiyet ile hareket edenler muvaffak olmuşlardır.

Bu cümleyi tefekkür ederken, Üstad'ın bu mükemmel ifadesi zihinlerde arz-ı endam eder:

"Eğer şu fâni dünyada beka istiyorsan, beka fenâdan çıkıyor. Nefs-i emmare cihetiyle fenâ bul ki, baki olasın." (Sözler, On Yedinci Söz, İkinci Makam)

İlave bilgi için tıklayınız:

- UHUVVET, ADÂVET, İHTİLAF, İTTİFAK.

- "Eğer şu fâni dünyada beka istiyorsan; beka, fenadan çıkıyor. Nefs-i emmâre cihetiyle fena bul ki, baki olasın." Bekanın fenadan çıkması ne manaya gelmektedir? Nefs-i emmare cihetiyle fâni olmayı nasıl anlamalıyız?

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...