"Bir ferd-i mümtazı, bütün mahlûkat hesabına kendine muhatap ittihaz ederek,.. Onunla bildirmek ve onun nazarıyla âyine-i mahlûkatında cemâl-i san’atını, kemâl-i rububiyetini müşahede etmek ve ettirmektir." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

“Bir ferd-i mümtazı bütün mahlûkat hesâbına, kendine muhatap ittihaz ederek,”

Peygamber Efendimiz (asm.) ilâhî huzura bütün mahlukatı temsilen çıkmış oluyor. Allah, kâinat ağacının o en mükemmel meyvesini ve insanlık âleminin o en mümtaz ferdini muhatap ittihaz ederek, bütün şuur sahipleri özellikle de insanlık âlemi namına “makâsıd-ı İlâhiyesini ona anlatmak ve onunla bildirmek” irade etmiştir.

“Ben cinleri ve insanları (başka bir gaye için değil) ancak bana ibadet etmeleri için yarattım.” (Zariyat, 51/56)

mealindeki âyet-i kerîmenin kati hükmüyle makasıd-ı ilâhîye insanların ve cinlerin Ona ibadet etmeleri, yani O’nun razı olduğu sıfatlarla, hallerle donanmaları ve razı olduğu işleri yapmalarıdır.

"Ve onun nazarıyla âyine-i mahlûkatında cemâl-i san’atını, kemâl-i rububiyetini müşahede etmek ve ettirmektir."(1)

İlâhî maksatlar içerisinde tefekkürün özel bir yeri vardır. Buna göre bütün insanlar ve cinler Cenâb-ı Hakk’ın mahlukat ayinelerinde tecelli ettirdiği cemâl ve kemâlini seyrederek tekbir, hamd ve tesbih etmekle vazifelidirler. Bu görevi en mükemmel olarak yerine getirenler başta peygamberler ve onlar içerisinde de bütün enbiyanın reisi ve bütün evliyanın seyyidi olan Resûllulah Efendimizdir (asm.).

Buna göre, mi’racın önemli bir hikmeti, Allah Resûlünün bu temaşası, tefekkürü, hayret ve tesbihidir.

Cenâb-ı Hakk’ın kendi “cemâl-i san’atını ve kemâl-i rububiyetini” Peygamberimizin (asm) nazarıyla müşahede etmesi meselesine gelince, burada Üstad Hazretlerinin şu çok önemli tesbitini nazara almak gerekiyor:

"Hem İsm-i Âzama mazhar olan Resul-ü Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın bir âyette mazhar olduğu feyz-i İlâhî, belki bir peygamberin umum feyzi kadar olabilir."(2)

Kur’an ayetleri için söylenen bu hakikat, kâinat kitabının temaşa ve tefekküründe de aynen geçerlidir. Yani, O Zât'ın (asm.) bu âlemi temaşa keyfiyeti insan idrakinin çok ötelerindedir. Onun bir temaşası bir peygamberin bütün ömrü boyuna ettiği temaşalara denk gelebilir. Cenâb-ı Hakk’ın kendi cemâl ve kemâlini göstermek istemesi, en ileri derecesiyle Allah Resûlünde (asm.) tahakkuk etmiş oluyor. Ondaki bu temaşa ve tefekkürü de yaratan Allah olduğuna göre, kendi cemâl ve kemâlini o en büyük resûlünün nazarıyla da temaşa etmiş oluyor.

Dipnotlar:

(1) bk. Sözler, Otuz Birinci Söz, Üçüncü Esas.
(2) bk. Sözler, Yirmi Dördüncü Söz, Üçüncü Dal.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...