"Bu kainatın Halık-ı Zülcelal'i Kayyum'dur. Yani bizatihi kaimdir..." Allah'ın "Mukim", "Kaim" ve "Kayyum" olmasını izah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
Kayyûm; evveli ve sonu olmayan, ezelden ebede kaim, daim ve var olan demektir.
Kayyûm; “Varlığı ve bekası kendi zatından olan.” “Zeval bulmayıp devamlı kaim olan.” “Her şeyi ayakta tutan, varlıklarını devam ettiren.” manasına gelir.
“Allah, kendisinden başka hiçbir ilâh bulunmayan, Hayy ve Kayyum olandır.” (Âl-i İmrân, 3/2)
Kayyumiyet ise, her şeyin Allah’ın kudreti ile ayakta durması demektir. Yani atomlardan, galaksilere kadar her şey Allah’ın kudreti ve kuvveti ile varlıklarını devam ettiriyorlar. Allah kudretini bir an bu kâinattan ve varlıklardan çekse, her şey bir anda helak olur. İşte kudretin kâinat ve mahlukat ile olan bu münasebetine kayyumiyet deniliyor.
Kaim, varlığı başka bir varlığa dayanmadan devam eden demektir. Allah’ın varlığı ezelî ve ebedî olarak kendindendir, var olmak ve varlığını devam ettirmek için -haşa- hiçbir varlığa muhtaç değildir.
Mukim, Cenab-ı Hakk'ın isimlerinden olup; her şeyi ayakta tutan, devam ettiren, bir an bile hiçbir şeyden irtibatını kesmeyen demektir. Yani Mukim ismi kâinattaki tasarruf-u İlahinin devamlılığını ifade eden bir isim oluyor.
"Bu kâinatın Hâlık-ı Zülcelâli Kayyûm’dur. Yani bizatihi kaimdir, daimdir, bâkidir. Bütün eşya onunla kaimdir, devam eder ve vücudda kalır, beka bulur. Eğer kâinattan bir dakikacık olsun o nisbet-i kayyûmiyet kesilse, kâinat mahvolur." (Lem’alar, 30. Lem'a, Altıncı Nükte)
Allah, insanın ayakta durmasını yerdeki çekim kanununa, bedenin canlı olmasını ruh kanununa, Ay’ın düşmemesini Dünyanın çekimine, Dünyanın dönmesini de Güneş'in cazibesine bağlamış ve bu mahluklarında Kayyûm ismini tecelli ettirmiştir.
Bütün bu sebepler zincirini bizzat yaratan ve eşyayı onlarla ayakta tutan Allah, elbette devam ve bekası için başkasına muhtaç olmayacaktır. Zira onun varlığı zatındandır, başkalarının varlığı ise onun var etmesiyledir. Varlığı zatından olanın kıyamı da yine kendi zatı iledir.
Allah, "emir âlemi" denilen bir kanunlar manzumesiyle, eşyayı sevk ve idare ediyor, varlıklarını ayakta tutuyor, devamlarını temin ediyor.
Üstad Hazretleri ruh için; "âlem-i emirden gelmiş bir kanun-u emrî" tabirini kullanır ve ruhun diğer kanunlardan farklı olarak, hayat ve şuur sahibi olduğunu nazara verir. Demek ki, ruhumuz da ilahi bir kanun. Bedenimizdeki bütün organlar onunla ayakta duruyorlar. Onun gitmesiyle kıyam son buluyor ve insan bedeni cansız hale geliyor.
Bir ağacın, mesela, yaprakları o ağaçta faaliyet gösteren bir kanunla gelişip büyüyorlar. Dikkatten kaçmaması gereken mühim bir nokta, o kanunun da iş görmesi için bir başka kanuna, yani bahar kanununa ihtiyaç duymasıdır. Büyüme kanunu, tek başına iş görecek durumda değil. Baharı kim getiriyorsa, o kanunu da yine o işletiyor, ağacın devam ve bekasına, yaprakların, çiçeklerin açmasına o kanunu sebep kılıyor.
Dünyada iman ehli yaşadıkça, kıyametin kopmayacağı dikkate alındığında, iman ve ibadetin de kâinatı bir bakıma ayakta tuttukları ve Kayyûm ismine bir başka şekilde ayna oldukları anlaşılır.
Kayyûm ismini tefekkür eden insan, kalbini ancak Allah’a bağlar, şükrünü yalnız ona yapar. Onun var etmesiyle var olan ve Kayyûm isminin tecellisiyle ayakta duran fânilere gönlünü kaptırmaz.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar
Atomun içindeki düzenin her an sağlanması, bedenimizdeki kanın devarınından tut ta kainatın umumundaki hareket ve düzenin sağlanmasına kadar her şey, tasarruf-u İlahiyenin sürekliliğine bir delil bir vesikadır. Mesela, Allah bir an bedenimizden tasarruf elini çekse, bedenimizdeki milyarlarca hücre ve molekül bir anda dağılıp yok olur...
Kayyumiyette daha ziyade Kudret sıfatı mı gözüküyor izah edermisiniz?Sair sıfatlarla münasebeti nasıl?
her şeyin Allah’ın kudreti ile ayakta durması demektir. AYAKTA DURMASI tabirini açar mısınız?