"Bu kainatta tasarruf eden, en cüzi şifayı ve en küçük bir şükrü nazara alan, sinek kanadı gibi en az bir sanatı başkalarına havale etmeyen..." cümlesini açar mısınız?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Ey insan-ı gafil! Gel bir kere düşün ve bu risalenin üç makamında beyan edilen Üç Meyve, Üç Muktazî, Üç Hücceti nazara al, bak ki, bu kâinatta tasarruf eden ve en cüz'î bir şifayı ve en küçük bir şükrü dahi nazara alan ve sinek kanadı gibi en az bir san'atı başkalarına havale etmeyen ve vermeyen ve lâkayt kalmayan ve en basit bir tohuma bir ağaç kadar vazifeler ve hikmetler takan ve kendi Rahmâniyetini ve Rahîmiyetini ve Hakîmliğini her bir san'atıyla ihsas eden ve kendini her bir vesileyle tanıttıran ve her bir nimetle sevdiren bir Sâni-i Kadîr, Hakîm, Rahîm, Alîm, hiç mümkün müdür ki ve hiçbir cihetle kabil midir ki, kâinatı mânen istilâ eden mehâsin-i hakikat-ı Muhammediyeye (a.s.m.) ve tesbihat-ı Ahmediyeye (a.s.m.) ve envar-ı İslâmiyeye karşı lâkayd kalsın?"(1)

Allah kâinattaki her şeyi küllî iradesi ve sonsuz kudreti ile yaratıp, tedbir ve idare ediyor. Her şeyle eksiksiz ve kusursuz bir şekilde alakadar olup hacetlerini yerine getiriyor. Üstad Hazretleri bu yüksek ve geniş hakikate şifa, şükür ve sinek kanadını misal olarak veriyor.

Evet, küçük bir kedinin hastalığını görüp ona şifa gönderen, basit bir insanın memnuniyet ve şükrünü görmek için koca kâinatı ona sofra gibi seren sonsuz bir kudret ve nihayetsiz bir merhamet sahibi, elbette Hazret-i Muhammed (asm) gibi kâinatı istila eden bir nura ve onun taleplerine lakayd kalamaz.

Meselâ ebediyet arzusu, yani “fani olup kaybolmamak, daimî olarak yaşamak” duygusu, her insanın fıtratında vardır. Şu var ki, mü’minler bu arzularının gerçekleşmesini Allah’tan ister ve beklerler. Peygamberlerin ve İlâhî kitapların haber verdikleri ebedî hayatta, mes’ud olabilmek için bu dünyada ömürlerini Allah’ın rızası istikametinde geçirirler. Helal dairesinde yaşayıp haramlardan uzak dururlar.

“Bak hem öyle bir maksad, öyle bir gaye için saadet isteyip, duâ ediyor ki; insanı ve bütün mahlûkatı esfel-i safilîn olan fena-yı mutlaka sukuttan, kıymetsizlikten, faidesizlikten, abesiyetten a'lâ-yı illiyyîn olan kıymete, bekaya, ulvî vazifeye, mektubat-ı Samedaniye olması derecesine çıkarıyor.” (Sözler, Onuncu Söz, Mukaddime)

Onların bu arzusuna bütün mahlûkat da iştirak etmektedirler. Çünkü ancak ahiretin gelmesiyle şu kâinat fabrikası hikmetsizlikten, faydasızlıktan kurtulacaktır. Aksi halde, atomlardan sistemlere kadar sonsuz bir hikmetle çalışan ve yine her faaliyetlerinde rahmeti netice veren bu âlem, hiçliğe çalışmış, yokluğa hizmet etmiş olacaktır.

O Yaver-i Ekrem’in (asm.) duâsına inanmayan insanlar iştirak etmiyor gibi görünseler de, onlar da ölümü düşünmekten kaçmakla, fazla yaşamanın yollarını arayıp en küçük bir acı ve ağrılarında hemen doktora koşmakla, ebedî hayatı istediklerini göstermiş olurlar. Ne var ki, inançsızlıkları onlara âhiret kapısını kapadığı için, bu dünya hayatına hassasiyet göstermekle kendilerini bir derece tatmin etmek isterler.

En küçük bir hâdiseye ehemmiyet, en küçük bir mahlûkun her ihtiyacına cevap veren sonsuz bir kudret ve merhamet, elbette çok büyük ve her yeri kuşatmış bir hâdiseye alâkasız ve lakayd kalamaz. Cüz’ü görüp küllü görmemek kabil değildir. Sineğin kanadını ihtimam ile yaratsın, göklerin ve yerin yaratılmasına karışmasın, bu mümkün değildir.

(1) bk. Şualar, İkinci Şua, Hatime.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
Okunma sayısı : 6.079
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...