"Bir kısım felasife 'Cüz’iyâta ilm-i İlâhî taallûk etmiyor.' diye ilm-i İlâhînin azametli ihatasını nefyedip, bütün mevcudatın şehâdât-ı sâdıkalarını reddetmişler." cümlesini izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İlm-i İlâhî sonsuz, muhit ve mutlaktır. Hiçbir şey o ilmin dışında kalamaz. Âyet-i kerimede buyrulduğu gibi, "Yaratan bilmez olur mu?"

Bu yanlış görüşe göre küçük şeyleri bir başka ilahın yaratması gerekir. Diğer taraftan, cüz’îler küll’îlerin birer ferdidirler. Küll olanlar da cüz’lerden meydana gelir. Canlılar âlemi küllî, bir sinek ise o küllînin bir cüz’î ferdidir. Bütün canlıları yaratmayan, onlara hayat ve hissiyat ihsan etmeyen, bir tek canlıyı da yaratamaz. Keza, insan bedeni küll, her bir hücresi ise o küllden bir cüz’dür, bir parçadır. Hücreyi yapan kim ise bütün bedeni yapan da odur.

Söz konusu batıl görüşün sahipleri kâinatta büyük cisimlerden tut, en küçük zerrelere kadar her şeyde, nihayetsiz ilmin tecelli ettiğini görmüyorlar. Bugün fen ilimlerinin inkişafı ile en basit ve küçük bir şeyde bile, ne kadar intizam ve hassas ölçüler olduğu zahir bir şekilde gösteriliyor. Bunların tesadüfe ve sebeplere verilmesi kabil değildir.

Mesela; bir buğday tanesinin teşekkülü için, kinatın bütün küllî unsurlarına hizmet ettiriliyor. Güneş; onu pişiriyor; hava bulutları taşıyor, toprak, ona annelik yapıyor ve hakeza. Bir buğday tanesinin vücut bulması için bütün kâinat çarkları işliyor ve hizmet ediyor. Bütün bunları sonsuz ilmi ve nihayetsiz kudreti ile sevk eden Allah’tır. Nasıl olur da Allah, küçük ve basit diye buğday tanesinden habersiz olabilir. İlimsiz hiçbir şey vücuda çıkamaz ve olamaz.

"Allah önemsiz şeyleri bilmez." mânâsına gelen bu düşünce tarzı, aslında Mutezilenin yanlış ve hatalı bir tenzih anlayışından ileri geliyor. Mutezileye göre Allah o kadar haşmetli ve azametli ki, cüz’î ve ehemmiyetsiz şeyleri bilmesi ve idare etmesi O’nun büyüklüğüne ve azametine yakışmaz. Bu yüzden Allah ehemmiyetsiz şeylerle meşgul olmaz mânasında "Allah cüz’iyatı bilmez" demişler.

Halbuki Allah’ın her şeyi bilmesi ve cüz’î-küllî her şeyin daire-i ilminde olması O’nun büyüklüğüne halel getirmez, aksine O’nun ilminin azametini gösterir. Mutezilenin bu yaklaşımı Allah’ı tenzih maksatlı olduğu için küfür değil dalâlet oluyor. Malum, dalalet kelimesi “küfür, bid’at ve fısk” olmak üzere üç mânaya da gelebiliyor. Ehl-i sünnet âlimleri Mutezile imamlarını tekfir etmiyorlar, ama bidat mânasında ehl-i dalalet diyorlar.” (Bir kısım ehl-i dalâletin, cüz’iyâta adem-i ıttılaını iddia etmeleri...)

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...