"Bütün mevcudat, taayyünatlarıyla, intizamatıyla, hikmetleriyle, mizanlarıyla Sâniin ihtiyarını gösterdikleri halde, şu kör olası felsefenin gözü görmüyor!" İzah eder misiniz?

Soru Detayı

- Felseficiler Cenâb-ı Hakk’ın ihtiyarını gösteren bu kadar delil ve burhanları nasıl idrak edemiyorlar?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Onuncu Söz’ün bir haşiyesinde şu mühim noktaya dikkat çekilir:

"Ekser küfür ve dalalet, istibaddan ileri gelir. Yani, akıldan uzak ve muhal görür, inkâr eder." (Sözler, Onuncu Söz, Üçüncü Hakikat)

Haşrin ve ahiretin inkârının temelinde "istibad hastalığı" bulunduğu gibi, başka birçok hakikatin inkârında yahut yanlış tevilinde de yine bu hastalığın ehemmiyetli rol oynadığını görüyoruz.

İstibad hastalığının mühim bir sebebi, insan aklının yanlış kullanılmasıdır. Üstadımız bu noktada şöyle buyuruyor:

"Hakikat-ı mutlaka, mukayyed enzar ile ihata edilmez." (age. Yirmi Beşinci Söz, Üçüncü Şule.)

Akıl sınırlıdır, sonsuzu ve mutlakı ihata edemez; yani kavrayamaz, ilim dairesi içine alamaz. Alamayınca insanın önüne iki yol açılır. Ya aklının almadığı bu sonsuz işlerin sonsuz bir kudret sahibinin icraatı olduğunu kabul ederek hamd ve tekbir yolunu tutacak yahut inkâra sapacaktır.

"Görmediğim şeye inanmam." diyenler, sınırlı olan görmelerini ölçü almakla çok hakikati inkâr ettikleri gibi, cüz’î iradelerini ölçü alanlar da Allah’ın hadsiz işleri birlikte yapmasını akıllarına sığdıramazlar ve istikametten uzaklaşarak sapık görüşlere ve yanlış inançlara saparlar.

Şunu da ifade edelim ki: Bir felsefecinin, şahsi görüşünden vazgeçerek nübüvvet yoluna girmesi, bir başka felsefecinin fikrini kabul etmesi ve ona tabi olması kadar kolay değildir. Zira, burada mesele sadece fikir seviyesinde kalmıyor, onu amel ve ibadet takip ediyor. Nübüvvet yoluna giren kişi, bütün hayatını ilahi rıza istikametinde tanzim etmek durumundadır. Buna yanaşmayan nefisler, kendilerini böyle boş fikirlerle oyalama yolunu tutarlar.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

Adem68474

TAAYYUNAT SANİİN İHTİYARİNİ NASIL GÖSTERİYOR

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)

Taayyün kelimesi Türkçede "belirginleşme, somutlaşma" anlamına gelir. Taayyün burada bir şeyin belirsiz bir durumdan belirli bir duruma intikal ettirilmesi anlamına geliyor.

Mesela bir zerre milyonlarca bitki içinde hanginin bünyesine girip orada hizmet edeceği belirsiz bir vaziyette iken birden domatesin bünyesine girmesi ve orada hizmete başlaması bir taayyündür.

Bu zerrenin domatesin bünyesine girmesi ve orada mükemmel bir şekilde hizmet etmesi İlahi iradenin tercihi ile gerçekleşmektedir. Yani zerre denilen cansız ve şuursuz varlık nereye gidip nerede nasıl duracağını bilemez ve seçemez zerreyi sevk ve idare eden İlahi irade ve kudrettir.

Biz küçük bir zerre üzerinden örnek verdik bu taayyün meselesi bütün kainat ve içinde ki herşey için geçerlidir.

Okula yeni yazılan bir öğrencinin hangi katta hangi sınıfta hangi sırada hangi okul numarası ile öğrenci olacağı belirsizdir müdür bu belirsizliği iradesi ile taayyün ettirir yani öğrencinin katını, sınıfını, sırasını ve numarasını belirleyerek belirsizlik durumunu belirli hale getirir.

Öğrenci kendi başına rastgele bir okula gidip rastgele bir sınıfa girip rastgele sıraya oturup rastgele bir numara alamaz üst akıl yani müdür bu işleri organize eder.

Aynı şekilde atomlardan galaksilere varana kadar her şeyin durumunu belli bir intizam ve ilmi kalıplar çerçevesinde belirleyip tayin eden İlahi iradedir İlahi iradenin izni ve kabulü olmadan hiç bir şey kendi başına hareket edemez küçük bir adım dahi atamaz. Bu anlamda kainatta sayısız seçim ve tercihler vardır ve her bir tercih ve seçim de İlahi iradenin bir tecellisi bir göstergesidir.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...