"Çekirdekteki ukde-i hayatiyenin tenebbühü... zahir ve kesrette ve mebzuliyette ülfet içinde, zaman-ı Âdem’den beri hikmet-i beşeriyenin nazarında gizli kalmıştır." İzah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
"Hayat, Zât-ı Zülcelâlin en parlak bir burhan-ı vahdeti ve en büyük bir maden-i nimeti ve en lâtif bir tecellî-i merhameti ve en hafî ve bilinmez bir nakş-ı nezih-i sanatıdır.
Evet, hafî ve dakiktir. Çünkü envâ-ı hayatın en ednâsı olan hayat-ı nebat ve o hayat-ı nebatın en birinci derecesi olan çekirdekteki ukde-i hayatiyenin tenebbühü, yani uyanıp açılarak neşvünemâ bulması o derece zâhir ve kesrette ve mebzuliyette ülfet içinde, zaman-ı Âdem’den beri hikmet-i beşeriyenin nazarında gizli kalmıştır. Hakikati, hakikî olarak beşerin aklıyla keşfedilmemiş." (Sözler, 29. Söz, Birinci Maksat)
Bu gibi cümlelerin arasında âdeta "Ey şiddet-i zuhurundan gizlenmiş ve ey azamet-i kibriyasından ihtifa etmiş olan Kadîr-i Zülcelâl, ey Kàdir-i Mutlak," cümlesini okuyabiliyoruz. Yani her şey Allah'ı apaçık gösterdiği hâlde, alışılmışlık perdesi olan ülfet ve günahlardan kaynaklanan gafletle insanların nezdinde bu tevhid pencereleri gizli kalmaktadır.
Ayrıca bazı şeyler vardır ki, bunlar da en açık oldukları hâlde insanlar nezdinde en kapalı ve gizli olarak yerlerini korumaktadırlar. Bunların başında hayat gelmektedir. Kâinatta en açık ve en net olan bu hayat nimeti, ülfetten en gizli ve anlaşılmaz bir cevher olarak kalmıştır ve kalmaya da devam edecektir. Hatta bu hayat cevheri içerisinde en basit olan çekirdeklerdeki hayatın kaynağı olan öz ve bu özün açılması ve inkişaf etmesi, hâlâ çözülebilmiş veya mahiyet olarak anlaşılabilmiş konumda değildir.
Kâinatta her şey bir sebep vasıtası ile varlık sahasına çıkıyor. Bu sebeplerin bazıları çok zahirdir. Mesela, yağmurun bulutlar vasıtası ile gönderilmesi gibi. Bazılarını da tetkik ve tahlil neticesinde idrak edebiliyoruz. Mesela, suyun iki hidrojen, bir oksijen bileşeninden meydana gelmesi gibi. Bunlar da insanlığın müşterek aklını temsil eden fen ilimlerinin bir neticesi olarak zahir oluyor.
Allah, bazı ehemmiyetli nimetlerinin sebeplerini çok ince ve latif kılmasından, o sebepleri zahir olarak görmek, hatta fennî olarak da tam izahını yapmak mümkün görünmüyor. Bu yüzden bu nimetler âdeta sebepsiz gibi vücuda geliyor. İman gözlüğü ile de dikkatle bakıldığında o nimetin arka cephesinde Allah’ın kudret ve rahmet eli çok açık ve zahir olarak görünür. Bunlara sathi, üstünkörü bakanlar ise, o nimetleri ülfet hastalığından dolayı basit olarak görüyorlar. Böyle olunca, ülfet ve basit görme marazı o nimetlerin arka cephesinde işleyen kudret ve rahmet elini saklıyor.
Üstad Hazretleri, bu nimetlerden hayat nimetinin gayesinin, insanlık nazarında bu ülfet ve basit görme marazından dolayı gizli kaldığını ifade ediyor.
Varlık, hayat, nur gibi nimetlerin hem mülk hem de melekût yüzü şeffaf ve parlak olmasından, Allah bu nimetleri, gayet latif ve ince bir sebep vasıtası ile bize ikramda bulunarak kendisini doğrudan göstermektedir.
Hayat sahipleri içinde en basiti olan bitkilerin hayatının bilinememesi ve anlaşılamaması bu fikirleri teyit eder. Çekirdeğin açılıp hayat bulma safhasını, hâlen ilim ve fen tam olarak izah ve keşfedemiyor.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü