Block title
Block content

"Cenâb-ı Hak, emanet cihetiyle, insana ‘ene’ namında öyle bir miftah vermiş ki, âlemin bütün kapılarını açar. Ve öyle tılsımlı bir enaniyet vermiş ki, Hallâk-ı Kâinatın künûz-u mahfiyesini onunla keşfeder." İzah eder misiniz?

 
Soru Detayı:

- Emanet deyince kullanılamayan ve verildiği şahsın sahip olamadığı ve mülk edinemediği bir mahiyet anlaşılıyor.
- Enenin kâinatla, enaniyetin de künuz-u mahfiye ile münasebetli kullanımında acaba değişik bir mâna mı kastediliyor?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Sorunun emanet yönü üzerinde durmak istiyorum. Diğer cihetler önceki soruların cevaplarında işlenmişti.

Üstat Hazretleri “kırk yıllık hayatında, otuz yıllık tahsilinde öğrendiği dört kelime ile dört kelamdan”(1) söz ederken, birinci kelam olarak “İnni lestü maliki”, ben kendime malik değilim buyurur ve ilave eder, “malikim kâinatın malikidir.”

Bir başka dersinde de “Mülk sahibi mülkünde dilediği gibi tasarruf eder.”(2) hakikatini işler. Bu iki dersi birlikte düşündüğümüzde şu neticeye varırız: Biz ne gözümüzü ve kulağımızı, ne de aklımızı ve hafızamızı dilediğimiz gibi kullanamayız. Zira bize ihsan edilen bu maddî ve manevî cihazların tamamı Allah’ın mülküdür ve bize emanet olarak verilmiştir. Onlarla hem dünya nimetlerinden faydalanır hem de ahiretimiz için faydalar ediniriz.

İşte ruhumuza takılan enaniyet duygusu, yani “bizdeki her şeyi kendimize nispet etme ve onlara sahip çıkma” özelliğimiz de bir emanettir. Bunun mülk sahibinin rızası istikametinde nasıl kullanılacağı, aksi halde ne gibi zararlara düşüleceği bu dersin ana konusudur.

Bir asker askerlik süresince kullandığı tüfeğine “Benim tüfeğim.” der, ama yine çok iyi bilir ki o tüfek kendisine emanettir, onu kendi keyfince kullanamaz; kullanırsa cezaya çarptırılır.

Dipnotlar:

(1) bk. Mesnevi-i Nuriye, Katre.
(2) bk. Sözler, Yirmi Dördüncü Mektup, Birinci Makam.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...