Yirmi İkinci Mektup, Birinci Mebhas, Üçüncü Vechi'ni tafsilatlı bir şekilde açıklar mısınız?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Hiçbir günahkâr başkasının günahını yüklenmez." (En'âm, 6/164)

"Muhakkak ki insan çok zalimdir..." (İbrahim, 14/34)

Bu iki ayetin mâna ve hükmüne göre; bir Müslümanın yüzlerce sevilmeye layık olan sıfatını görmezden gelerek, bir iki cani ve hatalı sıfatını bahane edip, ona düşmanlık ve kin beslemek, tam bir zulüm ve haksızlıktır.

Kur’an’ın adalet anlayışına göre; bir gemide dokuz caninin yanında bir masum olsa, o gemi batırılamaz. Hal böyle iken bir gemide dokuz masumun yanında bir cani olsa, o gemi kat’iyetle batırılamaz. Mü’minin hali ikinci gemi misali gibidir. Mü’minde bir iki kötü sıfat olsa bile, yüzlerce masum sıfatı vardır ki; bu da adaveti değil, muhabbeti iktiza eder.

Nuranî varlıklar ile onun zıddı olan kesif varlıkların in’ikâsında ve temessülünde, durumları farklılık arz eder, hükümleri başka başkadır; biri hakiki yansır, diğeri sadece görüntü olarak yansır.

Nuranî bir varlık yansıdığı yere, kendi aslındaki vasıfları da götürür, bir nevi yansıyan ile yansımaya mahal olan şey aynı gibi olur. Mesela; aynada yansıyan güneş, kendine has vasıflarını aynaya da aksettirir, bir nevi küçük bir güneş o aynada temessül eder. Aynı güneş gibi o da ısı ve ışık verir, fark sadece azamet ve kibriyadadır. Nuraninin temessülü, temessül ettiği yeri, yani yansıdığı yeri kendi gibi yapar.

Kesif şeylerde, yani madde ve cismin hükmettiği şeylerde ise yansıma, temessül sadece görüntü olarak vardır, vasıflar oraya aksetmez; onun için yansıyan şey ile yansımaya mahal olan şey farklıdır, aralarındaki tek münasebet görüntü naklidir. Mesela; maddî ve kesif olan bir taşın aynada sadece görüntüsü olur, taşın kendine ait vasıflar oraya geçmez.

İşte insanın mahiyeti ve kalbi de bir ayinedir, bu ayineye nuranî şeyler de yansıyor, kesif şeyler de yansıyor. Kalb aynasına nuranî ve hayırlı bir şey yansıdığı vakit, kendine ait vasıfları da oraya taşıdığı için, kalbe nuraniyet ve hayır getiriyor. Adeta o kalbi hayır ve nura çeviriyor. Bu bakımdan, hayırlı ve nuranî şeyler ile meşgul olmak gerekiyor.

Bu misal ve tespitten hareketle bir kişiye iyiliklerinden ve güzel sıfatlarından dolayı muhabbet edilirse, o muhabbet nuranî olduğu için onun yakınlarına ve dostlarına da aynı ile temessül edip yansır. Yani o sevdiğimiz şahsın muhabbeti, onun dost ve sevdiklerine de sirayet edip geçer demektir. Muhabbet nuranî olduğu için bulaşıcıdır.

Peygamber Efendimiz (asm)'in etrafında toplanan sahabelerin, kısa sürede ona müncelip olup adeta ümmetin birer yol göstericisi olmaları, O’nun (asm) her güzel davranışının vicdanlarda ma’kes bulmasıdır. Bir ümmet bir bütün olarak bu iyiliğin pervanesi kesilmiştir.

Ama adavet ve düşmanlık, muhabbet gibi nuranî olmadığı için, yansıdığı yerle sınırlı kalır ve başkalarına sirayet etmez. Birisine düşmanlık etmemiz, onun dost ve akrabalarına da düşman olmamızı gerektirmez.

Burada fenalıklar toprak gibi kesif maddelere benzetilmiştir. Mesela güneş toprakta yansımaz, ama aynada yansır. Aynen bunun gibi bir insana düşmanlık etmeye sebep olan hâller kesiftirler, nuranî değillerdir, dolayısıyla başkalarına yansıtılmaması gerekir.

Ama onu sevmeye vesile olan güzel hasletler nuranî şeyler olduğundan, onun hatırına onun dostlarını da severiz.

Toprak kesif bir maddedir; yerinde durur, bulaşmaz. Ama nur ve hava öyle değillerdir. Siz kaçsanız da gelip size bulaşırlar ve size tesir eder.

Bunun içindir ki Üstadımız hayır ve iyiliği nura ve havaya, şer ve fenalıkları ise toprağa benzetmiştir. İnsan fıtraten ve vicdanen iyiliği ve güzel hasletleri olanları sever, hayır ve hasenat yapanları takdir eder ve onlar gibi olmak ister. Hiç kimse şer ve kötülüğü vicdanen benimsemez, “keşke şu kötülüğü ben de yapsaydım” demez. Ama insanlıktan çıkmış ve nefsinin kölesi olmuşsa, o başka mesele.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

k.yel
sorumun cevabını aldım Allah razı olsun:)
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...