"Dünyada vefatın firak değil, visaldir, o ahbaplara kavuşmaktır. Onlar, yani o ervâh-ı bâkiye, eskimiş yuvalarını toprak altında bırakıp, bir kısmı yıldızlarda, bir kısmı âlem-i berzah tabakatında geziyorlar, diye ihtar edildi." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Bu dünyada kalan bir iki dostun var; onlar da oraya gidecekler. Dünyada vefatın firak değil, visaldir, o ahbaplara kavuşmaktır."

Üstadımız burada ahirete inanmayan kâfirlerin iddia ettiği gibi ölümün yokluk ve hiçlik değil, vuslat ve sonsuz hayata açılan bir kapı olduğunu ilan ediyor. Yoksa kişilerin şahsî ahvali üzerinden konuşmuyor.

Anne ve babası kâfir olan bir insan, kabre imanla girdiğinde, başta Peygamber Efendimiz (asm.) olmak üzere binlerce nebi, milyonlarca evliya gibi hakikî dost ve ahbaba kavuşacaktır. Bir iki dinsiz akrabasını kaybedecek, milyonlarca faziletli dostunu ve hakiki ailesini kazanacak.

Ölüm; her mümin için vuslat kapısıdır, bir iki akrabanın imansız olması bu hakikati değiştirmez ve zedelemez.

Ehl-i cennette; kıskançlık, elem, hastalık, haset, yersiz merhamet gibi hiçbir kötü haslet, his ve duygu olmayacaktır.

"Onlar, yani o ervâh-ı bâkiye, eskimiş yuvalarını toprak altında bırakıp, bir kısmı yıldızlarda, bir kısmı âlem-i berzah tabakatında geziyorlar, diye ihtar edildi."(1)

İnsanlar vefat ettikten sonra, bedenlerini(elbiselerini) toprak altında(kabirde)bırakır, ruhları semavata çıkarılır, melekler ile birlikte yıldızlarda berzah alemlerinde dolaşırlar. Bunun gerçekliği hadislerle sabittir. Tabi ki bu durum iyi ruhlar içindir. Şerli ve münkir ruhların durumu farklıdır, onlara bu izin verilmemektedir.

Konuyu açmak gerekirse, şunlara söylemek mümkündür:

İnsan ölünce ruh hantal ve maddi kayıtlarla kayıtlı olan bedeninden kurtulup, manevi ve serbest bir şekle giriyor. Ruh dilediği gibi ve nuraniyetine layık bir hayata başlıyor. Kabir, Salih bir Mümin için cennet bahçelerinden bir bahçeye dönüşüyor ve ruh ıtlakiyetine, yani özgürlüğüne kavuşuyor. Dünyada ceset ruhu hapsettiği için, ölüm ruh için bir özgürlük ve kayıtlardan azade olmak anlamına geliyor.

Ruh ile ceset tabiat olarak, yani fıtraten bir birine zıt varlıklardır. Ruh nurani ve latif bir varlıktır, ceset ise maddi ve kesif bir varlıktır. Ruh zaman ve mekan kaydından azadedir, ceset ise zaman ve mekan ile mukayyettir. Ruh bir anda binlerce işi tedbir ve tedvin edecek bir haysiyettedir, ceset ise aynı anda iki işi yapamaz. Ruh hafif ve kayıtsızdır ceset ise hantal ve sakildir.

Ruh inbisat ve tekemmül ettikçe ceset incelir, ruha karşı direncini yitirir ve onun gibi latif ve nurani olmaya başlar. Ceset kalınlaşır ve hükmünü icra ederse, yani madde ve maddi kayıtlar inkişaf edip kesafet galip olursa, o zaman da ruh asliyetini kaybeder ve sakil bir hale dönüşür. Onun için ruh ile ceset iki mübayin rakiptir. Bir insanda bu rekabeti ruh kazanırsa, yani ruh inkişaf edip hükmünü icra ederse, ceset de nuranileşir ve hatta ruh gibi hiffet bulur.

Onun için Peygamberimiz miraca ruhu ile beraber mübarek cesedi ile çıkmıştır. Onun mübarek cesedi de aynı ruh gibi letafet ve nuraniyet kazanmıştır. Bu yüzden her bir azası ile hem görür hem de işitirdi. Bu mertebe her insana açıktır ama herkes o mertebelere ulaşamıyor.

(1) bk. Lem'alar, Yirmi Altıncı Lem'a, Onuncu Rica.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

k.toprak

Allah razı olsun teşekkür ederim 

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Adem68474

ERVAHI BAKİYENİN YILDIZLARDA VE ALEMİ BERZAHDA GEZMELERİNİ TEYİD EDEN NAKLİ DELİLLER VARMIDIR

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)

"Âyetlerimizi yalanlayanlar ve onlara iman etmeyi kibirlerine yediremeyenler (var ya), onlara gök kapıları açılmaz (ruhları göğe yükselmez) ve deve iğnenin deliğinden geçinceye kadar (yani hiçbir zaman) cennete giremezler. İşte biz, günahkârlara (müşriklere) böyle ceza veririz."Araf, 7/40.

"Ruh, Cennet meyvelerinden yiyen bir kuş olur. Kıyamet günü olunca da her ruh kendi cesedine girer."(A b. Hanbel. Müsned. c. VI, s. 425; A Siracuddin, a.g.e, s. 106-107.)

İbn Ebi'd-Dünyâ'nın naklettiği bir haberde de Rasulullah (asv) e: "Ölüler birbirini bilir mi?" diye sorulunca Rasulullah (asv)'in cevabı: "Evet, nefsim yed-i kudretinde olan Allah'a yemin ederim ki onlar, kuşların ağaçların tepelerinde birbirlerini bildiği (tanıdıkları gibi) birbirlerini bilirler."Suyûtî, B. el-Keib, v. 144 b.

"Muhakkak ki onlar kabirlerinde birbirlerini ziyaret ederler." (Suyûtî, Büşra'1-Keib, v. 147 b; Suyûtî, Şerhu Süneni'n-Nesâî, c. IV, s. 34;)

Tabiinden Sa'id b. el-Müseyyeb (v. 94/712) de: "Bir adam öldüğü zaman (daha önce ölmüş olan) çocuğu onu, seferden dönen gaibin karşılandığı gibi karşılar." demiştir. (İbnu'l-Kayyim, a.g.e, s. 19; Rodosîzâde, a.g.e. v. 25 a.)

Bu ve benzer ayet ve hadislerden ruhların bir kısmı yıldızlarda, bir kısmı âlem-i berzah tabakatında geziyorlar hükmünü çıkarmak mümkün. Müminlerin ruhunun en büyük nimetlerinden birisi de özgür olmasıdır bu yüzden ruhların yıldızları berzah alemini dolaşmaları mukadderdir.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...