"Ehl-i hakikat mabeyninde meşhud ve vakidir." Burayı "meşhud" ile "vaki" arasındaki nüans ile izah eder misiniz?
Şu mülahaza doğru olabilir mi:
Meşhud: manevi âlemde müşahede edilmiştir. İmam Rabbani hazretlerinin Efendimiz Hz. Muhammed sallallahu aleyhi vesellemin sözlerinin nurlu olduğunu manevi âlemde görmesi gibi.
Vâkî: vuku bulmuştur. Bunu söyleyen kişinin müşahede etmiş olması gerekmez. Sağlam bir kaynaktan haberden hareketle de söylenebilir.
Değerli Kardeşimiz;
Yaptığınız mülahaza, bu iki kelimenin hem kelime anlamlarına hem de Risale-i Nur'un genel lügat ve ıstılah örgüsüne uygundur. Düşünceniz doğrudur ve meselenin özünü çok güzel yakalamıştır. Bu iki kelime arasındaki nüansı, paylaştığınız mülahazayı daha da pekiştirecek şekilde şöyle detaylandırabiliriz:
Meşhud (Görülen, Müşahede Edilen)
Sizin de belirttiğiniz gibi meşhud, "şehadet edilen, gözle veya kalp gözüyle (basiretle) bizzat görülen" demektir.
İfade ehl-i hakikat (hakikat âlemini gören veliler, asfiyalar ve alimler) için kullanıldığı için, buradaki görme eylemi baş gözü ile olabildiği gibi, daha ziyade manevi bir müşahededir.
Ehl-i keşif ve hakikat, ihlas ile yapılan ortak amellerin nurlarının nasıl her bir kişinin amel defterine eksilmeden, tamamen yazıldığını manevi bir sinema gibi, kalp ve ruh gözüyle bizzat görmüşlerdir. Verdiğiniz İmam-ı Rabbani örneği bu makama tam oturur; o nurun varlığı onlar için sübjektif bir inanç değil, objektif bir manevi şahitliktir.
Vâkî (Gerçekleşmiş, Vuku Bulmuş, Vakıa)
Vâkî ise "fiilen var olan, gerçekleşmiş olan, bir realite haline gelmiş" demektir.
Bir şeyin vuku bulması, onun bir dış gerçeklik (vakıa) olarak var olduğunu ifade eder. Bunun için kişinin kendisinin görmüş olması şart değildir. Kesin bir delille, sarsılmaz bir mantıkla veya sağlam bir nakille (haber-i sadık ile) sabit olan bir hakikattir.
Bediüzzaman Hazretleri bu kelimeyi ekleyerek meseleyi sadece "bazı velilerin gördüğü sübjektif bir manevi vizyon" olmaktan çıkarır. Bunun kainatta işleyen, Allah'ın rahmet kanunlarının bir sonucu olan kesin ve somut bir kanun (bir vakıa) olduğunu vurgular.
Nüansın Özeti: Bir şey vâkî olabilir ama herkes tarafından meşhud olmayabilir. Mesela yer çekimi her an vâkîdir (vuku bulmaktadır) ama biz onu gözümüzle göremeyiz (meşhud değildir).
"Emvâl-i uhreviyede sırr-ı ihlâs ile iştirak ve sırr-ı uhuvvet ile tesanüd ve sırr-ı ittihad ile teşrikü’l-mesâi, o iştirak-i a’mâlden hâsıl olan umum yekûn ve umum nur herbirinin defter-i a’mâline bitamâmihâ gireceği, ehl-i hakikat mâbeyninde meşhud ve vakidir. Ve vüs’at-i rahmet ve kerem-i İlâhînin muktezasıdır." (Lem'alar, Yirmi Birinci Lem'a, Birinci Mani)
Metindeki nüans ise şudur: İhlas ile yapılan amellerdeki o muazzam nurun her bir ferdin defterine tam olarak geçmesi hakikati, hem ehl-i hakikatin manevi alemde bizzat şahit olduğu bir güzelliktir (meşhud), hem de ilahi rahmetin ve keremin bir gereği olarak perdenin arkasında fiilen, aynen ve şeksiz şüphesiz gerçekleşen bir realitedir (vâkî).
Yani yaptığınız analiz, metnin ruhunu ve kelimelerin kelam ilmindeki yerini tam olarak yansıtmaktadır.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü