"El-ademü la yüsbetü" yani "Yokluk ispat edilemez." umumi bir kaide midir? Genel bir tez ise; şirkin yokluğu ispat edilebilir mi?
- Risalelerde yokluğun ispat edilemeyeceğini ve çok zor bir şey olduğundan bahsediliyor hatta bir şeyin yokluğunu ispat etmek için tüm kainatı dolaşmak lazım geldiğinden bahsediliyor bu genel bir tezse şirkin yokluğunu nasıl ispat ederiz?
Değerli Kardeşimiz;
"İkinci kısım ise, amelî ve fer’î olmayıp, belki itikadî ve fikrî bir hükümdür. Yalnız imanın nefyini değil, belki imanın zıddına gidip bir yol açmaktır. Bu ise bâtılı kabuldür, hakkın aksini ispattır. Bu kısım, imanın yalnız nefyi ve nakîzi değil, imanın zıddıdır. Adem-i kabul değil ki kolay olsun. Belki kabul-ü ademdir. Ve o ademi ispat etmekle kabul edilebilir. El-ademü lâ yüsbetü [“Yokluk ispat edilemez.” (İbni Kayyim, es-Savâiku’l-Mürsele: 4:1310; İbni Kayyim, er-Rûh fi’l-Kelâm: 1:198).] kaidesiyle, ademin ispatı elbette kolay değildir." (Lem'alar, On Üçüncü Lem'a.)
Risalelerdeki "El-ademü lâ yüsbetü", "Yokluk ispat edilemez.", Nefy-i umumî ispat olunamaz tezi, kelam geleneğinde ve mantıkta çok önemli bir kurala dayanır. Bir şeyin özünde mümkün olan ama mutlak bir mekânı olmayan maddi bir nesne veya fenomen olduğunu düşünelim. Mesela "Dünyada beyaz bir karga yoktur." diyorsan, bunu kesin olarak ispatlamak için yeryüzündeki tüm kargaları tek tek kontrol etmen gerekir. Çünkü senin bakmadığın o son ağaçta bir beyaz karga oturuyor olabilir.
İşte bu yüzden, ihata edilemeyen (tamamı kuşatılamayan) bir alanda mutlak bir yokluğu iddia etmek, bütün o alanı gezip görmeyi gerektirir.
Ancak şirkin veya uluhiyet davası güden başka ilahların yokluğunu ispat etmek bu kuralın dışındadır. Çünkü şirkin yokluğu, "Kâinatın arkasında bir yerde gizlenmiş bir ilah var mı?" diye köşe bucak aranarak ispat edilmez. Şirkin yokluğu, bizzat var olan evrenin kendi şahitliğiyle, mantıksal zorunlulukla ve fıtratla ispat edilir.
Bunu üç temel başlıkta ve Risale-i Nur ekseninde anlaşılır kılabiliriz:
İmkânsızlık ve Mantıksal Çelişki (Muhaliyet)
Bir şeyin yokluğunu ispat etmek için kâinatı gezmeye gerek kalmayan durumlar vardır: O şeyin kendi içinde imkânsız (muhal) olması. Mesela "İki kere iki beş eder." iddiasının yokluğunu veya yanlışlığını ispat etmek için dünyadaki bütün sayıları kontrol etmene gerek yoktur; çünkü bu kendi içinde mantıksal bir çelişkidir.
Şirk de böyledir. İlah, tanımı gereği mutlak mutasarrıf (her şeye hükmeden), sonsuz kudret ve ilim sahibi olmak zorundadır. Eğer iki ilah olsaydı, ikisinin de iradesinin mutlak olması gerekirdi. Birinin istediği bir şey, diğerinin istemediği bir şeyle çakıştığında ya ikisinin de dediği olurdu (ki bu imkânsızdır, bir şey hem var hem yok olamaz) ya da ikisinin de dediği olmazdı (bu durumda ikisi de aciz kalırdı ve acizden ilah olmazdı).
"Eğer yerde ve gökte Allah'tan başka ilahlar olsaydı, yer ve gök fesada uğrar, düzeni bozulurdu..." (Enbiyâ, 21/22)
ayetinin sırrıyla, evrendeki mutlak düzen, iki başlılığın imkânsızlığının en büyük ispatıdır.
Eserlerin Birbiriyle Bağlantısı (Sikke-i Vahidiyet)
Kâinatta her şey birbiriyle o kadar sıkı bağlarla bağlıdır ki, tek bir şeye hükmetmek için bütün kâinata hükmetmek gerekir.
Mesela, gözümüzün görebilmesi için Güneş'e ihtiyacı var. Güneş'in yanması için çekim yasasına ve hidrojen elementine ihtiyacı var. Çekim kanunu ise tüm kâinatı ayakta tutuyor. Bu durumda, bir insanın gözünü kim yarattıysa, Güneş'i de evreni de o yaratmış olmak zorundadır. Araya başka bir ortak (şerik) giremez. Kâinattaki bu muazzam entegrasyon ve yardımlaşma, parçalanma kabul etmez bir bütündür. Yani bir sineğin kanadını icat etmek için bütün kâinatı halk edecek bir kudret lazımdır. Başka bir ilahın varlığına evrenin yapısında yer yoktur.
Delilin Yokluğu, Yokluğun Delilidir
Şirk iddia edenlerin tezi şudur: "Allah'tan başka ilahlar da var." Mantıkta bir kural vardır: İddia sahibi delil getirmekle yükümlüdür. Eğer ortada ikinci bir ilah olsaydı, o ilahın da kendi varlığını, kudretini ve rububiyetini (yöneticiliğini) gösterecek eserleri, elçileri, kitapları veya alemde kendine has bir mührü olması gerekirdi.
Kâinatın başından beri gelen yüz binlerce peygamber ve milyarlarca hidayet ehli tek bir ağızdan tek bir ilahı ilan etmişlerdir. Diğer taraftan, şirki iddia edenlerin arkasında ne mantıklı bir delil ne kâinattan bir şahit ne de bir peygamber vardır. Dolayısıyla hiçbir eseri ve izi olmayan bir şeyin "yokluğu", o şeyin hakikat planında hiçbir karşılığının bulunmamasıyla zaten sabittir.
Özetle; Risalelerdeki "Yokluk ispat edilemez, çünkü her yeri gezmek gerekir." kuralı, kendi içinde tutarlı ve mümkün olan maddi şeyler içindir. Şirk ise mantıken imkânsız olan, evrenin nizamına taban tabana zıt olan ve varlığına dair tek bir delil dahi bulunmayan bir safsatadır. Bu yüzden şirkin yokluğunu ispat etmek için kâinatı köşe bucak gezip "Acaba başka bir ilah var mı?" diye aramaya gerek yoktur; kâinatın neresine bakarsan bak, tek bir ilahın mührünü görmek şirki kökünden iptal etmeye yeterlidir.
Bedahet (Apaçıklık) Açısından Şirk
Bedahet (belli, açık, aşikâr), üzerinde düşünmeye, delil aramaya gerek kalmadan aklın ilk bakışta doğruluğunu teslim ettiği gerçeklerdir. Örneğin, "Bütün, parçasından büyüktür." veya "Bir şey aynı anda hem var hem yok olamaz." önermeleri bedihîdir (apaçıktır).
Kâinata baktığımızda gördüğümüz mutlak intizam ve sanattaki kusursuz ittifak, tevhidi bedahet derecesine getirir. Bir saray düşün içindeki her tuğla, her nakış birbiriyle uyumlu. Aklın bedahetle kabul ettiği ilk şey, bu sarayın tek bir planla, tek bir mimar tarafından yapıldığıdır. Eğer işin içine iki bağımsız irade girseydi, o netlik ve düzen anında bozulurdu. Dolayısıyla evrendeki o tıkır tıkır işleyen nizam, şirkin imkânsızlığını akla bedahet derecesinde gösterir.
Zorunlu Önermeler Açısından Şirk
Zorunlu önermeler, aksini düşünmenin mantıksal bir çelişki doğurduğu durumlardır. Şirkin imkânsızlığı da tam olarak bu zorunlu mantık denilen zaruriyat kurallarına dayanır:
Egemenliğin Bölünemezliği (İstiklal Sırrı): Uluhiyet ve rububiyet, özelliği gereği "mutlak" olmak zorundadır. Mutlak olan bir şey ise sınırlandırılamaz ve ortak kabul etmez. Eğer iki ilah olsaydı, ikisinin de kudreti sınırlandırılmış olacaktı. Sınırlandırılmış ve birbirine muhtaç (veya birbirini engelleyen) bir güç ise "ilah" tanımına taban tabana zıttır. Yani iki ilahın varlığını varsaymak, "ilahın ilah olmamasını" gerektirir ki bu bir mantık çatışmasıdır, zarureten imkânsızdır. Bu zorunlu delil şirkin muhaliyeti için kâinatı dolaşmaya izin vermez.
Temanü Delili:
Kelam ilminde meşhur olan bu delil, zorunlu bir önermedir. İki mutlak irade karşı karşıya gelse; biri bir insanın yaşamasını, diğeri ölmesini istese ne olur? Ya ikisinin de dediği olur (ki bir insan aynı anda hem canlı hem ölü olamaz - çelişki) ya ikisinin de dediği olmaz (o zaman ikisi de aciz kalır) ya da birinin dediği olur (o zaman da dediği olmayan acizdir, ilah olamaz; dediği olan ise tektir). Akıl, bu çıkmaz karşısında şirkin imkânsızlığını zorunlu olarak kabul eder.
Netice olarak: Beyaz kargayı aramak için dünyayı gezersin çünkü beyaz karganın varlığı mantıken mümkündür (imkânsız değildir). Ama şirkin veya ikinci bir ilahın varlığı mümkün değil, mantıken muhaldir (imkânsızdır).
İki kere ikinin beş etmediğini anlamak için dünyadaki bütün beşleri kontrol etmene gerek olmadığı gibi; şirkin olamadığını anlamak için de kâinatı köşe bucak aramaya gerek yoktur. Akıl, zorunlu önermeler ve bedahet ile şirkin kapısını en baştan kapatır.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü