Erzurumlu zatların, Üstad'ın imdadına fikren koşmalarını nasıl anlayabiliriz?

Soru Detayı

- Birileri onu anlamsız görürken, düşüncesine hak vermek olarak mı anlamalı?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Bütün dostlarım ve hemşehrilerimden en ziyade zâtınız ve bazı Erzurumlu zatlar, benim bu işkenceli ve mazlumiyet hâletimde şefkatkârane ciddî alâkadarlığınıza ve imdadıma fikren koşmanıza cidden çok minnetdarım; âhir ömrüme kadar unutmayacağım. Size bin mâşaallah ve bârekâllah derim." (Emirdağ Lâhikası-I, 145. Mektup)

Bahsedilen fikren yardımda bulunma ya da düşüncelerine hak verme meselesini, sadece sıradan bir entelektüel destek veya kuru bir haklı bulma eylemi olarak görmemek gerekir. Bunu daha geniş ve manevi bir çerçevede anlamlandırmak daha doğru olacaktır.

O dönemde Bediüzzaman Said Nursi'nin ortaya koyduğu fikirler, yazdığı eserler ve iman kurtarma metodu, dönemin resmi ideolojisi ve bazı çevreleri tarafından anlamsız, zararlı veya modası geçmiş olarak nitelendiriliyordu.

Böyle bir atmosferde, Erzurum gibi köklü bir ilmi ve manevi geleneğe sahip bir şehirden çıkan zatların (Mesela Alvarlı Efe Hazretleri ve Mehmet KIRKINCI Hoca gibi şahsiyetlerin ve o bölgeyi temsil eden ilim erbabının) Üstad'ın fikirlerine katılması; büyük bir fikri yalnızlığı bitirmek ve onun açtığı çığıra omuz vermek anlamına geliyordu. Yani birilerinin anlamsız gördüğünü, onlar hakikat ve tam bir mana olarak görüp tasdik ediyorlardı.

Burada geçen fikren yardım ifadesi sadece zihni bir mutabakatı değil, aynı zamanda aynı davanın derdiyle dertlenmeyi ifade eder. Erzurumlu zatların fıtratındaki o mertlik, sadakat ve ilmi derinlik, Emirdağ’daki zorlu sürgün hayatında Üstad’a büyük bir teselli olmuştur. Onlar, Risale-i Nur’un iman hakikatlerini yayma metodunun doğruluğunu bizzat görerek, kendi çevrelerinde bu fikrin hamiliğini yapmışlardır.

Erzurumlu ulema ve meşayih, geleneksel İslam kültürüne son derece hakim insanlardı. Onların Üstad'a fikren hak vermesi ve desteklemesi, Üstad'ın sunduğu yenilikçi iman hizmeti metodunun (Risale-i Nur mesleğinin) aslında İslam'ın özüne ve aslına ne kadar uygun olduğunun ulema nezdinde bir tescili niteliğindeydi. Birilerinin bunu anlamayıp anlamsız görmesine karşılık, bu zatlar meselenin derinliğini kavrayıp fikri bir ittifak oluşturmuşlardır.

Özetle; birilerinin fildişi kulelerinden veya dönemin siyasi korkularından dolayı anlamsız ya da gereksiz bulduğu bu iman davasını, Erzurumlu zatlar hayatın ve hakikatin tam merkezi olarak görmüşlerdir. Onların fikren yardımı; düşünceyi benimsemek, doğruluğuna şahitlik etmek ve bu hakikatlerin arkasında dağ gibi durarak o fikrî yalnızlığı dağıtmaktır...

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
Okunma sayısı : 75
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...