"Evet bana öyle bir Hâlık ve Rab lâzım ki, en küçük hatırat-ı kalbimi ve en hafî niyazımı bilecek ve en gizli ihtiyac-ı ruhumu yerine getirdiği gibi, bana saadet-i ebediyeyi vermek için, koca dünyayı âhirete tebdil edecek..." Devamıyla izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Evet bana öyle bir Hâlık ve Rab lâzım ki, en küçük hatırat-ı kalbimi ve en hafî niyazımı bilecek ve en gizli ihtiyac-ı ruhumu yerine getirdiği gibi, bana saadet-i ebediyeyi vermek için, koca dünyayı âhirete tebdil edecek ve bu dünyayı kaldırıp âhireti yerine kuracak, hem sineği halkettiği gibi semavatı da icad edecek, hem Güneş'i semanın yüzüne bir göz olarak çaktığı gibi bir zerreyi de gözbebeğimde yerleştirecek bir kudrete mâlik olsun. Yoksa sineği halkedemeyen, hatırat-ı kalbime müdahale edemez, niyaz-ı ruhumu işitemez... Semavatı halketmeyen, saadet-i ebediyeyi bana veremez. Öyle ise benim Rabbim odur ki; hem hatırat-ı kalbimi ıslah eder, hem cevv-i havayı bulutlarla bir saatte doldurup boşalttığı gibi, dünyayı âhirete tebdil edip, cenneti yapıp, kapısını bana açar; 'Haydi gir!..' der."(1)

İnsanın ihtiyaçları, talepleri, arzu ve istekleri kâinatın her tarafına yayılmıştır. İnsan koca güneş sistemine muhtaç olduğu gibi, bir yağmur damlasına da muhtaçtır. Öyle ise insanı yaratıp her konuda ihtiyaçlarını karşılayan Zatın hem güneş sistemine hem de basit bir yağmur damlasına sahip olması gerekiyor.

Her şeye muhtaç yaratılan ve hiçbir şeyi yapmaya güç yetiremeyen insanın arzularını ancak; “her şeyin dizgini elinde, her şeyin hazinesi yanında, her şeyin yanında nâzır, her mekânda hazır, mekândan münezzeh, aczden müberra, kusurdan mukaddes, nakıstan muallâ bir Kadîr-i Zülcelâl, bir Rahîm-i Zülcemâl, bir Hakîm-i Zülkemâl” yerine getirebilir ve ihtiyaçlarını giderir.

İnsanın en büyük arzusu ve talebi saadet-i ebediyedir. İnsanın bu arzusunu yerine getirecek Zatın hem dünyaya hem de ahirete hükmedecek sonsuz bir ilme, mutlak bir iradeye ve nihayetsiz bir kudrete sahip olması gerekiyor ki, onun bu arzusunu yerine getirsin, dünyayı kaldırıp ahireti kursun.

Diğer bir husus, kâinatta her şey birbiri ile irtibatlı, birbirine muhtaç ve birbirinin yardımıyla ayakta duruyor. Dolayısı ile kâinatın küçük bir parçasına hükmedip ona sahip olabilmek için, kâinatın bütününe hükmedip sahip olmak gerekiyor. Bu durumda insanın en küçük istediğini yerine getiren kim ise, bütün kâinatı yaratan da odur. Kâinatın bir saray veya bir fabrika gibi çalışması şirke geçit vermiyor. Öyle ise insan bütün işlerinde ve isteklerinde Rabbine yönelmeli, O’na yalvarmalı, dua ve niyaz ile O’nun inayet ve yardımını talep etmelidir.

(1) bk. Lem'alar, Yirmi Altıncı Lem'a.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...