"Evet, hakikat-i mutlaka, mukayyet enzar ile ihata edilmez. Kur’an gibi bir nazar-ı külli lazım ki ihata etsin." İzah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
Ömründe hiç fil görmemiş bir kısım insanlara, karanlık bir odadaki fili tarif etmeleri istenir. Elleriyle fili yoklayarak tarife çalışırlar. Filin bacağını tutan onu bir sütun zanneder. Kulaklarını yoklayan yelpazeye benzetir. Hortumunu yakalayan onu hortumdan ibaretmiş gibi değerlendirir. Hâlbuki bir mum yaksalar, fili hakikatte olduğu gibi görebileceklerdir.(Mevlâna, X, 328-329.)
Kâinatın sırlarını ortaya koymaya çalışan insanoğlunun tarih boyunca yapabildiği ancak, "karanlıkta filin tarifi" gibi olmuştur. Karanlıktaki fili her cihetten görmek için bir mum yeterlidir. Fakat şu âlemin bütün sırlarına vakıf olabilmek, âlemi hakikatte olduğu gibi görebilmek için vahiy güneşine ihtiyaç vardır. Bu güneşe gözünü kapayanlar maddede boğulmuşlardır. Kur’an’ın ifadesiyle şöyle demişler;
“...Hayat, ancak dünya hayatıdır. Ölürüz ve yaşarız. Bizi ancak zaman helak eder...” (bk. Casiye, 45/24).
Her şeyi aklıyla bulmaya çalışanların hâli, karanlıkta etrafını aydınlatmaya çalışan yıldız böceğine benzer. Kendi önünü bile aydınlatamayan bu böcek, nerede kaldı her tarafı aydınlatabilsin? Kur'an’ın ışığında hakikatlere müteveccih olanlar ise, Güneş'in altında seyahat eden bal arısı gibidir.(bk. Nursî, Sözler, 17. Söz, İkinci makam, s.196-197.) Kendinde bir nur olmasa bile, Güneş'in ışığıyla her tarafı görebilir.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü