"Şu fânî masnuât fenâ için değil. Bir parça görünüp, mahvolmak için yaratılmamışlar. Belki, vücudda kısa bir zaman toplanıp, matlûb bir vaziyet alıp..." İzah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
"Hem anlarsın ki, şu fâni masnuat fena için değil; bir parça görünüp mahvolmak için yaratılmamışlar. Belki, vücutta kısa bir zaman toplanıp, matlup bir vaziyet alıp, ta suretleri alınsın, timsalleri tutulsun, mânâları bilinsin, neticeleri zaptedilsin. Meselâ, ehl-i ebed için daimî manzaralar nesc edilsin. Hem âlem-i bekada başka gayelere medar olsun."(1)
Kâinat ve içindeki eşyanın kaydedilip, bekâ âleminde başka gayelere hizmet ettirilmesinin çok yönleri vardır. Buradaki dağlar ve ovalar, orada bağ ve bahçelere manzara katarak hayatiyetini ve varlığını devam ettireceklerdir.
Şu kâinat sahnesinde sergilenen hiçbir eşya yok olmuyor, kaybolup gitmiyor, beka âleminde ebedî bir manzara olmak üzere ve bir müze gibi sergilenmek için kaydediliyor. Yani şu fâni masnuat yok olmak için yaratılmadıkları gibi bir parça görünüp, mahvolmak için de yaratılmamışlar.
Zaman ve mekân sahnesine çıkan bütün eşya, bu sahneden çekildikten sonra yok olmuyor, varlıklarını başka boyutlarda devam ettiriyor; beş cihetle kayıt altına alınıyorlar.
Birisi; İlâhî ilimdeki “âyân-ı sâbite”, yani Üstad'ın ifadesi ile "vücud-u ilmî ve manevîdir ki; her şeyin kaydı burada bulunmaktadır." Eşya ve mevcudat bu ezelî ilimde varlıklarını ilmî ve manevî olarak sürdürüyorlar.
İkincisi; ezelî ilmin bir tecellisi olan levh-i mahfuzdur ki, her şey burada da kayıtlıdır. Lâkin maddî ve haricî bir cisim şeklinde değil, ilmî ve manevî bir şekildedir.
Üçüncüsü; meleklerin kamerası ile her şey kaydediliyor. Kiramen kâtipleri gibi.
Dördüncüsü; insanların kendi hâfızasında kayıtlı olmasıdır.
Beşincisi; kâinatta ve dünyadaki her şey âhirette bir menzil olup, ebedî bir hatıra olarak muhafaza edilecektir.
İnsanın dünyada ülfet ve ünsiyet ettiği şeyleri, cennette sinema şeklinde seyretmek istemesi, çok manidar ve kuvvetli bir arzudur. Tarihî eserleri görmek için dünyanın muhtelif yerlerinden Türkiye’ye gelen milyonlarca turist, bunun ne kadar esaslı bir duygu olduğunu gösterir. Bu yüzden kâinatın her ahvali kayıt altına alınıyor, tâ ki ahirette seyredilebilsin.
(1) bk. Sözler, Onuncu Söz, Altıncı Hakikat.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar
"Eğer Allah seni cennete koyarsa, orada canının her çektiği, gözünün her hoşlandığı şey bulunacaktır."(Tirmizi, Cennet 11)
"Cennette bir ağaç vardır ki, binekli bir kimse yüz yıl gölgesinde yürüse onu katedemez. İstersiniz şu ayeti okuyun: "Daimi gölgededirler, çağlayıp duran su başlarındadırlar." (Vakıa 30-31)." (Tirmizi, Tefsir, Vakıa, Cennet 1)
"Cennetlikler Cennet'e girdiği zaman Allah (c. c.) şöyle buyuracak: "Size daha da vermemi istediğiniz bir şey var mı?" Cennetlikler de şöyle derler: "Yüzlerimizi ak çıkarmadın mı, bizi Cennet'e koymadın mı, bizi Cehennem'den kurtarmadın mı? (o yeter)." Rasûlullah sözlerine devam buyurarak: "Cenâb-ı Hak perdeyi kaldırır, Cennetliklere artık Rablerine bakmaktan daha sevimli gelecek hiç bir şey verilmiş olmaz." (Müslim'in rivayeti, et-Tâc, V, 423).
"Cennette siyah gözlülerin (hurilerin) toplanma yerleri vardır. Orada, benzerini mahlukatın hiç işitmediği güzel bir sesle şarkı okurlar ve şöyle söylerler: "Bizler ebedileriz, hiç ölmeyiz! Bizler nimetlere mazharız, fakr bilmeyiz! Rabbimizdan razıyız, mükedder olmayız! Kendisinin olduğumuz beylerimize ne mutlu!"(Tirmizi, Cennet 24)
Ve benzeri hadis ve ayetler cennette her nimetin verileceği ve bu durumun ebedi olacağı vurgulanmaktadır. Cennette dünya da ki pis ve çirkin şeyler bulunmayacak çünkü orası nezih ve saadet yurdudur.
"Kâinat ve içindeki eşyanın kaydedilip, bekâ âleminde başka gayelere hizmet ettirilmesinin çok yönleri vardır. Buradaki dağlar ve ovalar, orada bağ ve bahçelere manzara katarak hayatiyetini ve varlığını devam ettireceklerdir."
Dünyadaki eşyanın ahirette aynı ile devam etmesinin kaynağı nedir? Yani buradaki dağ ahirette yine dağ, buradaki akarsu ahirette yine akarsu veya deniz olarak devam etmesinin kaynağı nedir?