Block title
Block content

Altıncı Hakikat

İçerikler

  1. "Evet, inkılâb-ı hakaik ittifaken muhaldir. Ve inkılâb-ı hakaik içinde muhal ender muhal, bir zıt kendi zıddına inkılâbıdır. Ve bu inkılâb-ı ezdad içinde, bilbedahe bin derece muhal şudur ki, zıt, kendi mahiyetinde kalmakla beraber, kendi zıddının aynı olsun." İzah eder misiniz?

  2. Sermediyet ile Baki isminin alakası nasıldır? Sermediyet kelimesini izah eder misiniz?

  3. "Herkesin istidadına göre -eğer kaybetmezse- orada bir saadeti vardır." Burada "istidat" ile kastedilen mana nedir? İstidad ile ahiret saadeti arasındaki alaka nedir?

  4. Onuncu Söz, Altıncı Hakikat hakkında bilgi verir misiniz?

  5. "Evet, öyle sermedi bir saltanat, muhaldir ki: şu faniler ve zail zeliller üstünde dursun." cümlesine binaen ebedî hayatın olacağı, sermedi saltanatın böylece devam edeceği vurgulanıyor. O sermedi saltanat neden bunlar üzerinde ebedîyen tezahür istiyor?

  6. "Hem bütün o raiyyet, Sani-i Zülcelal’in kıymettar ihsanatının numunelerini ve harika sanat antikalarını çarşı-yı âlem sergilerinde, ticaret nazarında temaşa etmek için, şu teşhirgahta birkaç dakika durup seyrediyorlar; sonra kayboluyorlar." İzah?

  7. "Herkesin istidadına göre eğer kaybetmezse orada bir saadeti vardır." buradaki "eğer kaybetmezse" tabirinin manasını, özellikle ehli imana bakan manasını yazar mısınız?

  8. "Hem anlarsın ki, şu dünyadaki tezyinat, yalnız telezzüz veya tenezzüh için değil. Çünkü bir zaman lezzet verse, firakıyla birçok zaman elem verir. Sana tattırır, iştihasını açar, fakat doyurmaz. Çünkü ya onun ömrü kısa, ya senin ömrün kısadır; doymaya kâfi değil." İzah eder misiniz?

  9. Şu Dünyadaki Tezyinattan Maksat Nedir?

  10. "Aynen onun gibi, şu misafirhane-i dünyadaki vaziyeti, sarhoş olmadan dikkat etsen, şu Dokuz Esası anlarsın..." Buradaki sarhoşluğu nasıl anlamalıyız?

  11. Birinci Esas'ta “o han gibi bu dünya dahi kendi için değil” denilip üç nokta konulmasından anlaşılıyor ki, bu cümlenin tefekkür edilmesi isteniyor. Bu hususta fikrinizi öğrenebilir miyiz?

  12. Altıncı Hakikat'te dokuz esası anlamanın ve idrak etmenin yolu “sarhoş olmama” şartına bağlanıyor. Burada farklı alternatif kelimeler yerine “sarhoş” tabirinin tercihi nedendir?

  13. Darü's-selâm ne demektir?

  14. Altıncı Hakikat'teki temsilde, “handaki misafirlerin kendine mahsus fotoğrafıyla handaki sûretleri almalarını,” ayrıca hizmetkârlar vasıtasıyla misafirlerin de fotoğraflarının tespit edilmesini nasıl anlamalıyız?

  15. "Herşeyin gayât-ı vücudu ve netâic-i hayatı üç kısımdır: Birincisi ve en ulvîsi Sâniine bakar. İkinci kısım gaye-i vücut ve netice-i hayat, zîşuura bakar. Üçüncü kısım gaye-i vücut ve netice-i hayat, o şeyin nefsine bakar." Bu ifadeleri izah eder misiniz?

  16. "Her şeyin nefsine ve dünyaya ait gayesi bir ise, Sâniine ait doksan dokuzdur." cümlesini açıklar mısınız?

  17. Mektub-u hakaiknüma, kaside-i letafetnüma, birer kelime-i hikmet-eda ifadelerini açıklar mısınız?

  18. Bir mahlukun üç mühim gayesinden birincisinin “O şeyin Saniine” baktığı ifade ediliyor ve vücuda gelemeyenlerin, belki bilkuvve niyet hükmünde olan istidadının da bu gaye için kâfi olduğu belirtiliyor. Bu noktayı açar mısınız?

  19. "O nazara bir ân-ı seyyale yaşamak kâfi gelir. Belki vücuda gelmeden, bilkuvve niyet hükmünde olan istidadı yine kâfidir." İzah eder misiniz?

  20. "Herşeyin vücudunun müteaddit gayeleri ve hayatının müteaddit neticeleri vardır. Ehl-i dalaletin tevehhüm ettikleri gibi dünyaya, nefislerine bakan gayelere münhasır değildir,.." diye devam eden haşiyeyi açıklar mısınız?

  21. Haşiyede ikinci gaye olarak mahlukatın mütalaa edilmesinde “melekler, cinler, hayvanlar ve insanlar” sıralanıyor. Burada hayvanların mütalaasını nasıl anlamalıyız?

  22. Bediüzzaman, gaye-i vucüd zişuura bakar, diyor ve melaike, cin, insan ve hayvandan bahsediyor. Melaike, cin ve insan zişuurdur; peki hayvanın da zikredilmesinin hikmeti nedir? Üstad, hayvanları da zişuur olarak mı görüyor?

  23. "Hayvanın ve insanın enzarına arz eder." ifadesini izah eder misiniz?

  24. "Umum gayeler nihayetsiz bir hikmeti ve iktisadı gösteriyor. Zıt gibi görünen nihayetsiz hikmet, nihayetsiz cûd ile, sehâ ile içtima ediyor." cümlelerinin geçtiği yeri izah eder misiniz?

  25. Bütün canlılar içersinde imtihan edilenlerin sadece insanlar ve cinler olduğunu biliyoruz. Halbuki insan kainatta çok az bir yer kaplıyor. Bu durumda bu kadar sonsuz ölçüdeki kainatın yaratılmasının sırrı nedir?

  26. "Her şey, Sâni-i Zülcelâlin birer mektub-u hakaiknümâ, birer kaside-i letâfetnümâ, birer kelime-i hikmet-edâ hükmündedir ki, melâike ve cin ve hayvanın ve insanın enzârına arz eder, mütalâaya davet eder." Hayvanlar zişuur mudur?

  27. "Nebatatın, ruha benzeyen kanun-u teşekkülatı, çok inkılaplar geçirmekle beraber, zerrecikler gibi çekirdek ve tohumlarında muhafaza edilmesi,.." Geçirilen inkılaplar nasıl anlaşılmalı? Ayrıca bunun ahiret ve haşirle münasebeti nedir?

  28. İnsanın ipi boğazına sarılıp başıboş bırakılmadığı Altıncı Hakikatin Altıncı Esasında vurgulanıyor. Ancak dünyadaki hadisata baktığımızda, sanki, herkesin serbest ve müstakil hareket ettikleri görünüyor. Bunu nasıl yorumlarsınız?

  29. "Fani bir şey bir cihetle fenaya gider, çok cihetlerle baki kalır." cümlesindeki çok cihetler neler olabilir?

  30. "Bütün amellerinin suretleri alınıp yazılır ve bütün fiillerinin neticeleri muhasebe için zaptedilir." cümlesini nasıl anlamalı, amel ile fiil arasındaki fark nedir?

  31. "Meselâ, ehl-i ebed için daimî manzaralar nescedilsin. Hem âlem-i bekada başka gayelere medar olsun." cümlelerini açıklar mısınız?

  32. "Hem, anlarsın ki, şu fânî masnuât fenâ için değil. Bir parça görünüp, mahvolmak için yaratılmamışlar. Belki, vücudda kısa bir zaman toplanıp, matlûb bir vaziyet alıp; tâ sûretleri alınsın, timsâlleri tutulsun, mânâları bilinsin, neticeleri zaptedilsin. Meselâ, ehl-i ebed için dâimî manzaralar nesc edilsin, hem âlem-i bekâda başka gâyelere medâr olsun." İzah eder misiniz?

  33. "Ne göz görmüş, ne kulak işitmiş, ne kalb-i beşere hutur etmiştir..." Bu ifade, mi'raçta Peygamber Efendimiz'in cenneti görmesi ile çelişmiyor mu?

  34. "Rahmân, öyle bir âlemde, öyle has ibâdına öyle ikramlar edecek; ne göz görmüş, ne kulak işitmiş, ne kalb-i beşere hutur etmiştir. Âmennâ!" Bu ifade hadis midir? Bu habere inanıp “Amenna” diyen kişiler, o saadete ermek için neler yapmalıdırlar?

  35. Dokuzuncu Esas'ta, “Rahman olan Allah ahirette has ibadına öyle ikramlar edecek,..” ifadesinde geçen “has ibad” nasıl anlaşılmalıdır? Has olmayanların durumu nasıl olacaktır?

  36. “Güz mevsiminde yaz, bahar âleminin güzel mahlukatının tahribatı”nın “zişuura vazifesini unutturan gafletten ve şükrünü unutturan sarhoşluktan ikazat-ı sübhaniye” olduğu ifade ediliyor. Bu cümleyi biraz açıklar mısınız?

  37. Yedinci Esas'ta, baharda yeni gelecekler için eskilerin yerlerini boşaltmaları tefriğat olarak değerlendirilir. Burada “tefriğat” kelimesi hangi anlamda ve niçin kullanılmıştır?

Yükleniyor...