"Gaye-i hayal olmazsa veyahut nisyan veya tenâsi edilse; ezhan enelere dönüp etrafında gezerler." İzah eder misiniz? Buradaki "gaye-i hayal" sadece müsbet mânada mı kullanılıyor? Ehl-i dünya da gayeleri uğruna her şeyi feda ediyorlar!

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İnsanın şu kısacık dünya hayatındaki en büyük gayesi, ebedî saadeti kazanmaktır. Üstad'ın ifadesiyle, "Fanide bakiye yol bulmaktır."

Hayal ancak sonsuzlukla, ebediyetle tatmin olur. Satın aldığı bir eşyanın önce ne kadar dayanacağını merak edip soran insan, kendisinin fani olduğunu bildiği halde, bu dünya hayatından nasıl zevk alabilir? Dünya onu nasıl tatmin edebilir?

İşte, hayalin gayesi olan o ebedî saadet yoluna girmeyen, onu unutan yahut bildiği halde kırılacak şişeleri altına tercih eden, unutmuş gibi davranan (tenasi) bir insanın aklı ve fikri, sadece kendi enesini yani kendi nefsini düşünür, onun menfaatini gözetir, onun tatminine çalışır, onun zevkini esas alır.

Bu hale düşen bir insan, gaye-i hayalden yüz çevirerek enesine yönelir, adeta onun etrafında döner, onda fani olur, ona bir kudsiyet vermek gibi çok aşağı ve zararlı bir yola girer.

Hâlbuki her akıl sahibi bilir ki, kalem kendi için yazmadığı, göz kendi yolunu görmediği, ağaç kendisine meyve hazırlamadığı, ayak kendi işine koşmadığı gibi, bu insan da kendi için olamaz. O da bir gaye için yaratılmıştır ve bir yere yolcudur.

"Gaye-i hayal olmazsa veyahut nisyan veya tenâsi edilse, ezhan enelere dönüp etrafında gezerler."(1)

İnsanın hem hayatında bir intizam ve gaye olmazsa, yaratılış gayesini düşünmeyip ibadet ve kulluk vazifesini yapmazsa, ulvî şeyleri hayal etmez ise, sadece dünyaya hasr-ı nazar eder, nefsinin süflî arzularının peşinden koşar, nefsinin kölesi olur, hevasını ilah edinir, bütün âza ve cihazlarını da bu yolda çalıştırır. Her şeyi kendi benliğine hizmet eden bir vasıta olarak düşünür. Bu da insanı hodgâm ve zevkperest (hayatın gayesini hazcılık olarak görenler) bencil ve zevkperest bir hayvana dönüştürür.

Hayal, düşünce ve nazariyeyi, hayat ise bunun fiiliyata geçirilmesini ifade ediyor. Yani insanın düşüncesinde de davranışında da iman ve ibadet hükmetmelidir, aksi takdirde başka şeyler hükmeder. Yani gaye-i hayal bir hedef ve vazife üzerine yaşamak demektir. Bir hedef ya da gayesi olmayan insan ancak bencil bir hayat olarak yaşar.

İnsanın yapmış olduğu bütün zulüm ve ahlâksızlıklarının temelinde, kendini yani yaratılış gayesini, dünyanın fani olduğunu unutması yatmaktadır. İnsanın yaratılış gayesi; iman ve ubudiyettir. İnsan bunu inkâr ve gaflet ile unutup başka şeylere yöneldiği için, zalim ve cahil unvanına liyakat kesbetmiştir.

İman ve ubudiyet olmazsa yerine muzır ve şerli şeyler geçer ve en sonunda insanı yutup cehenneme yuvarlandırır. İnsanın aklı ve kalbi boşluk kaldırmaz, ya hakla dolar ya da batılla. Orada ya marifet çiçekleri açar ya da zehirli dikenler.

(1) bk. Mektubat, Hakikat Çekirdekleri (41).

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

Talib-i İlim
Hayatan devamı için lazım olan şeyler hayatın gayesi olamaz.Amaçla aracı karıştırmamak gerekir.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
karolin
Ailem hep şunu der:Bekâr olduğun için sırf kendini düşünüyorsun.Hasta mı oldum,yoruldum mu vs kendi derdini düşünüyorsun.Halbuki bir gayen olsa (eş,çocuk vs) onları düşüneceksin...Demekki eş ve çocuklar da bir gaye-i hayal o zaman.Çünkü bekâr kalan sadece kendini düşünüyor..Bu mânâ dediklerim den çıkar mı?
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)
Farklı ve güzel bir bakış açısı.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
hamditas
kimin himmeti milleti ise o tek başına küçük bir millettir. Said Nursi r.a.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
mollakafası

Hayal farklı hakikat farklıdır. İnsanın vazifesi asliyesi İman ve Ubudiyettir. Ubudiyetde Allah'a abd olmakla yani itaat etmekle , onun rızası doğrultusunda hareket  etmekle, nimetin ondan olduğunu bilip şükretmekle ve nimeti onun iman nuruyla bizlere gösterdiği rüchan olan yolda kullanmayı kabul etmekle olur. Nimetlerlerden biri de hayal nimetidir. Bunun da şükrü belki ibadeti gayesinin olmasıyladır. Her müslümanın da imanı ve istidadı ölçüsünde bir gaye i hayali olur ve iman tekamül ettikçe yahut imanın tesiri tekamül ettikçe bu değişir. Eski Said'in gaye i hayali ile yeni Said'inki bir değil fakat ikisi de Allah rızası için. Bizde de bu şekilde. Bir gaye i hayalimiz olmalı. Bu gaye i hayal ehak olmasa da olması ehak. Gaye i hayalimiz de hayalin rızkı gibiyse bunu nasip edecek Allah'tır. O(c.c) Rezzaktır. Hidayeti ancak Allah nasip eder. Allah bizlere dünyada ve ahirette iyilik ve güzellik nasip etsin.   ***Yanlış bildiğimbir şey varsa öğretirseniz sevinirim.***

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)

Gayet güzel izah edilmiş.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
mollakafası

Tabi gaye i hayal hakikat olmalı. Hayali hakikatle meşgul etmeli, hakikat yolunda kullanmalı ki hayalat hakikati seddetmesin. 

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...