"Gayr-ı mütenâhi feyze mazhar Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâmın feyzi, bir basit bedevî feyziyle nasıl birleşir?" Sahabenin ve Peygamber Efendimizin füyuzatını mukayese eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Burada makamları birbirinden çok uzak olan iki kişinin aynı mekân ve muhitte nasıl beraber bulanabileceği izah ediliyor. Peygamber Efendimiz (asm) ile basit bir bedevi arasındaki muhabbet, ikisi arasında münasebet cennet bahçelerinde birlikte bulunmayı iktiza ediyor. Hâlbuki Peygamber Efendimizin (asm) makamı Süreyya iken, bedevinin makamı serada kalıyor. "Kişi sevdiğiyle beraberdir." hadisi ikisini eşitliyor gibi bir his bırakıyor.

Üstad Hazretlerinin vermiş olduğu bahçe ve sofra misali her iki farklı makamın nasıl bir mekân ve vasatta olacağını izah ediyor. Aynı mekân ve muhitte olmak, makamların farklılığına zıt değildir. Cennet bahçesindeki bir sofrada bir milyon farklı makam sahibi zat kendi makamına göre lezzet alabilir. Aynı sofrada birlikte bulunmaları makamlarının ihtilafına zarar vermez. Gayr-i mütenâhi feyze mazhar Resul-i Ekrem AleyhissalâtüVesselâmın feyzi ile bir basit bedevînin feyzi aynı sofrada birleşebilir.

Peygamber Efendimiz (asm)'in bir ayetten aldığı İlahi feyz, bazen bir nebinin umum feyzine denk geleceğini düşünecek olursak, sahabenin feyzi ile Peygamber Efendimiz (asm)'in feyzi arasında azim farkı, bir nebze anlayabiliriz kanaatindeyiz.

“Hem İsm-i Âzama mazhar olan Resul-ü Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın bir ayette mazhar olduğu feyz-i İlâhî, belki bir peygamberin umum feyzi kadar olabilir.”(Sözler, Yirmi Dördüncü Söz, Üçüncü Dal)

Peygamber Efendimiz (asm) ism-i azama mazhar olmuş bir mazhar-ı azam olduğu için, O’nun manevi derece ve makamını sönük aklımızla anlamamız ve izah etmemiz kabil değildir.

“…Bütün ukul toplansa, bir akıl olsalar, o makamın hakikatını tamamiyle ihata edemezler.” (Mektubat)

Nebiyy-i Ekrem ve Cenâb-ı Seyyid’ül Beşer’in mahiyetinin ve kemalatının büyüklüğüne şu misal dürbünü ile bakabiliriz: İçi süt ile dolu büyük bir kab ısıtıldığında kısa bir zaman sonra o süt kaynar ve etrafa taşar. Hz. Peygamber’in kemalatını o kabın içindeki süt olarak düşünürsek, o kabdan taşan sütler de bütün peygamberlerin, velilerin ve diğer mü’minlerin kemalatıdır. Zira Kâinatın Fahr-i Ebedisi, yaratılmışların en ekmeli, Cenab-ı Hakk’ın en ehemmiyetli masnuu, en sevgili abdi, kâinatın çekirdeği, nuru, esası ve en mükemmel meyvesidir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...