"Veraset-i Ahmediye ile İsm-i Âzam zılline mazhar bir mü’min" ifadesini açar mısınız?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Hem İsm-i Âzama mazhar olan Resul-ü Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın bir âyette mazhar olduğu feyz-i İlâhî, belki bir peygamberin umum feyzi kadar olabilir. Veraset-i Ahmediye ile İsm-i Âzam zılline mazhar bir mü’min, kendi kabiliyeti itibarıyla, kemiyetçe bir nebînin feyzi kadar sevap alıyor denilse, hilâf-ı hakikat olamaz."(1)

Veraset-i Ahmediye, Peygamber Efendimiz (asm)'in velayet ve ibadet yüzünün sonraki nesillerde bir işlek cadde gibi olmasıdır ki, milyonlarca evliya ve asfiya bu caddede giderek velayet makamlarına ulaşmışlar ve ulaşıyorlar. İnsanlığa bu yolu, kulluğu ve velayeti ile açan ve irsiyet bırakan Peygamber Efendimiz (asm)'dir. Bu cihete Velayet-i Ahmediye de denir ki bu da bir cihetle manevi bir veraset ve mirastır.

Peygamber Efendimizin (asm) şeriati maddi veraset, velayeti ise manevi veraset sınıfına giriyor, denilebilir. Abdulkadir Geylani ve İmam-ı Rabbani Hazretleri Veraset-i Ahmediyeye mazhar olmuş iki velidir mesela.

İsm-i a'zam zılli; İsm-i Azam Allah’ın bütün isimlerinin bir şahısta en üst düzeyde ve eşit bir şekilde tecelli etmesi anlamına geliyor. Peygamber Efendimiz (asm) Allah’ın bütün isimlerine (bir insanın mazhar olabileceği kadar) en üst düzeyde ve eşit bir şekilde mazhar olmuş tek insandır.

Diğer peygamberler de elbette üst düzeyde tecelliye mazhar olmuşlar; ama onlarda bir isim öne geçip diğer isimlere takaddüm edebiliyor. Hazreti İsa'da (a.s) Kadir isminin takaddüm etmesi gibi.

Bir isme azami mazhar olan başka isimlerde tebei yani ikincil kalabiliyor, bu da diğer isimlerde mazhar-ı azam (bir isme üst düzeyde mazhar) olma imkanını kaybetmesi anlamına geliyor.

Hatta bazen bir isimde fani olan diğer isimleri göremeyebiliyor. İbn-i Arabi gibi zatların Allah’ın Mevcut isminde fani olup diğer isimlerin tecelli alanlarına “La mevcuda illa hu” demeleri gibi.

Nasıl Peygamber Efendimiz (asm) ism-i azama azami anlamda mazhar olmuş ise, onun açtığı bu yolda yani zıllinde (onun gölge ve riyasetinde) gidip her isme eşit seviyede mazhar olan evliyalar da bulunuyor, velayet-i kübra mesleğinde giden sahabe ve diğer büyük evliyalar gibi...

“Veraset-i Ahmediye ile ism-i a'zam zılline mazhar bir mü'min, kendi kabiliyeti itibariyle kemmiyetçe bir Nebinin feyzi kadar sevab alıyor, denilse hilaf-ı hakikat olamaz.” ifadesi de bu tarz veliler içindir.

Mesela, Abdulkadir Geylani Hazretleri Veraset-i Ahmediye ile ism-i a'zam zılline mazhar bir mümindir. Kendi kabiliyeti itibariyle kemiyetçe bir nebinin feyzi kadar sevap alabilir. Lakin keyfiyet ve umumi fazilet açısından bir nebiye yetişmek asla mümkün değildir.

Mesela, Abdulkadir Geylani Hazretleri bin rekat namaz kılsa, bir nebinin iki rekat namazına keyfiyet ve fazilet açısından yetişemez...

(1) bk. Sözler, Yirmi Dördüncü Söz, Üçüncü Dal.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...