"Geçmiş yedi kanun ... İsm-i Âzamın tecellî-i âzamını gösteriyorlar." Buradaki isimlerin tecellî-i âzamları nasıl tezahür ediyor?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İlgili paragrafta şu izahlar mevcuttur:

“Geçmiş yedi kanun, yâni Kanun-u Rubûbiyyet, Kanun-u Kerem, Kanun-u Cemâl, Kanun-u Rahmet, Kanun-u Hikmet, Kanun-u Adl, Kanun-u İhatâ-i ilmî gibi pek çok muazzam kanunların görünen uçları arkalarında birer İsm-i A’zam ve o İsm-i A’zamın tecellî-i â’zamını gösteriyor.”(1)

İsm-i Azam, Allah'ın en büyük ism-i şerifi olup, bütün kainatı çevrelemiş ve sarmalamıştır. İşte her bir ismin kendi çapında en küçük mahluktan en büyük daireye kadar tecellisi olabilir ve vardır. Buna o ismin azami tecellisi diyoruz. Ama İsm-i azam, bütün isimlerin de -âdeta- bir şemsiyesi gibi tecellilerinde ortak olup her birisinde bulunur. Bu isim gizli olmakla birlikte her bir alim kendi müşahedatına göre bir veya bir kaç ismi İsm-i Azam olarak görmüş ve ilan etmiştir. Üstadımız da İmam-ı Ali Efendimizin İsm-i azam olarak gördüğü altı ismin her birinin yalnız başına veya altısının beraber bu unvanı taşıyabileceğini ifade eder. Bunları da Otuzuncu Lem'ada da genişçe izah eder. İşte bu altı isimden sadece Ferd ism-i şerifiyle bunu izah etmeye çalışalım:

Allah, Ferd ism-i a'zamının, a'zamî bir tecellisi ile kâinatın tamamında, canlıların her bir nevinde, her bir ferdine bir tek Zat’ın iş gördüğünü gösteren birlik mührü koymuştur. Otuzuncu Lem'a'da geçen şu izahları zikretmek yerinde olacaktır:

“Birinci Sikke: Ferdiyet cilvesi, kâinat yüzünde öyle bir sikke-i vahdet koymuştur ki, kâinatı tecezzi kabul etmez bir küll hükmüne getirmiştir. Bütün kâinata tasarruf edemeyen bir zat, hiçbir cüzüne hakiki mâlik olamaz. O sikke de şudur:

"Kâinatın mevcudatı, envaları, en muntazam bir fabrika çarkları gibi birbirine muavenet eder; birbirinin vazifesini tekmile çalışır. Öyle bir tesanüd, öyle birbirine muavenet, öyle birbirinin sualine cevap vermek ve birbirinin imdadına koşmak ve birbirine sarılmak, birbiri içine girmek suretiyle öyle bir vahdet-i vücud teşkil ediyorlar ki bir insanın cesedindeki unsurlar gibi birbirinden kabil-i tefrik olmaz. Bir unsurun dizginini tutan, umumun dizginlerini tutamazsa o tek unsurun dizginini zapt edemez."

"İşte kâinatın simasındaki bu teavün, tesanüd, tecavüb, teanuk pek parlak bir sikke-i kübra-yı vahdettir."(2)

"Üçüncü Sikke: İnsanın yüzünde... Belki insanın yüzü öyle bir sikke-i ehadiyettir ki Âdem zamanından tâ kıyamete kadar gelmiş ve gelecek bütün efrad-ı insaniye birden nazar-ı mütalaasında bulunmayan ve her birine karşı o tek yüzde birer alâmet-i farika koymayan ve o küçük yüzde hadsiz alâmet-i farika bırakmayan bir sebep, bir tek insanın yüzündeki hâtem-i vahdaniyete icad cihetiyle el uzatamaz."

"Evet, insanın yüzüne o sikkeyi koyan zat, elbette bütün efrad-ı insaniye nazar-ı şuhudunda ve daire-i ilmindedir ki her bir insanın siması; göz, kulak, ağız gibi aza-yı esasîde birbirine benzediği halde, birer alâmet-i farika ile hiçbirisine tamam benzemez. Nasıl ki o simada göz, kulak gibi azaların umum efradında birbirine benzediği, o nev-i insanın Sâni'i bir, vâhid olduğuna şehadet eden bir sikke-i tevhiddir; öyle de hukuk-u insaniyenin muhafazası için sair envaın fevkinde olarak o simalarda birbirine iltibas olmamak ve birbirinden tefriki için hikmetli pek çok alâmet-i farika ile iftirakları, o Sâni'-i Vâhid'in iradesini, ihtiyarını ve meşietini göstermekle beraber, ayrı ve çok dakik bir sikke-i ehadiyet oluyor ki bütün insanları, hayvanları, belki kâinatı halk etmeyen bir zat, bir sebep o sikkeyi koyamaz."(3)

Ayrıca, İbrahim Sûresi, 32-34. ayetleri, İsm-i Âzamın tecellî-i âzamını gösterirler. Allah’ın sonsuz rahmetini, hikmetini, keremini, adaletini, rububiyetini, cemalini ve her şeyi ihata eden ilmini gösteren ayetlerdir.

“O Allah ki, gökleri ve yeri yarattı, gökten de bir su indirdi ki, onunla sizin için rızık olarak meyvelerden bitirdi. Onun emriyle denizde seyretsinler diye gemileri sizin hizmetinize verdi. Nehirleri de yine sizin hizmetinize verdi. Birbiri ardınca dönüp duran güneşi ve ayı da sizin hizmetinize verdi. Geceyi ve gündüzü de sizin hizmetinize verdi. O, sözünüz ve halinizle istediğiniz herşeyden size verdi. Allah'ın nimetlerini saymaya kalksanız, saymakla bitiremezsiniz.” (İbrahim, 14/32-34)

“İşte şu âyetler, evvela Cenab-ı Hakk'ın insana karşı şu koca kâinatı nasıl bir saray hükmünde halk edip semadan zemine âb-ı hayatı gönderip, insanlara rızkı yetiştirmek için zemini ve semayı iki hizmetkâr ettiği gibi, zeminin sair aktarında bulunan her bir nevi meyvelerinden, her bir adama istifade imkânı vermek hem insanlara semere-i sa'ylerini mübadele edip her nevi medar-ı maişetini temin etmek için gemiyi insana musahhar etmiştir…”(4)

Dipnotlar:

(1) bk. Sözler, Otuzuncu Söz, İkinci Maksat.
(2) bk. Lem'alar, Otuzuncu Lem'a, Dördüncü Nükte.
(3) bk. age., Üçüncü Skke.
(4) bk. Sözler, Yirmi Beşinci Söz, İkinci Şule.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

BENZER SORULAR

Yükleniyor...