"Hapsin haricinde hapisten çok ziyade azap çektim." cümlesini nasıl anlayabiliriz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Üstadımız, iman ve Kur’an davası uğrunda akıl almaz eza ve cefalara maruz kalmış, defalarca zehirlenmiş, sürekli polisler ve casuslar tarafından takip edilmiş ve tarassud altında tutulmuş, defalarca mahkum edilmiş, senelerce hapiste yatırılmış, hapiste de tecrid edilmiş, yani tek başına soğuk, camları kırık bir yere konulmuş.

Geçit vermez sarp dağlar arasında, “Kuş uçmaz, kervan geçmez” ıssız, yolsuz, yerlere sürgün edilmiş. Sürgünde bile herkesten ve her şeyden tecrit edilmiş, camiye gitmesi engellenmiş, kimse ile görüştürülmemiş ve yalnızlığa terkedilmiş. Ellerine kelepçe vurulduğu yetmemiş gibi, lisanı ve kalemi de susturulmak istenmiş. Kendi evinde kitap okumasına ve yazmasına, virdine bile müdahale edilmiştir. Yaşadığı köyü, kasabayı; zamanın zalim idarecileri âdeta büyük bir hapishaneye çevirmişler.

Üstadımızın şu ifadeleri de bu elim ve dehşetli vaziyeti ortaya koymaktadır:

“...Ve beraatten sonra üç sene, fevkalâde bir inziva ve şiddetli bir tarassut altında, haftada yalnız zararsız bir mektup bazı dostlarıma yazardım. Dünya ile alâkam kesilmiş gibiydi ki, serbestiyet verildiği halde memleketime gitmedim.”(14.Şua)

"Halbuki, bu dostlarım, güya vatandaşlarım ve dindaşlarım ve onların menfaat-i imaniyelerine uğraştığım adamlar, hiçbir sebep yokken, siyasetten ve dünyadan alâkamı kestiğimi bilirlerken, üç sene değil, belki beni altı sene sıkıntılı bir esaret altına aldılar, ihtilâttan men ettiler. Vesikam olduğu halde, dersten, hattâ odamda hususî dersimi de men ettiler, muhabereye sed çektiler."

"Hattâ, vesikam olduğu halde, kendim tamir ettiğim ve dört sene imamlık ettiğim mescidimden beni men ettiler. Şimdi dahi cemaat sevabından beni mahrum etmek için daimî cemaatim ve âhiret kardeşlerim mahsus üç adama dahi imamet etmemi kabul etmiyorlar."

"Hem, istemediğim halde birisi bana iyi dese, bana nezaret eden memur kıskanarak kızıyor, nüfuzunu kırayım diye vicdansızcasına tedbirler yapıyor, âmirlerinden iltifat görmek için beni tâciz ediyor."(16.Mektubun Zeyli)

“Ben, cemiyetin îmanını kurtarmak yolunda dünyamı da feda ettim, âhiretimi de. Seksen küsûr senelik bütün hayatımda dünya zevki namına bir şey bilmiyorum. Bütün ömrüm harb meydanlarında, esaret zindanlarında, yahut memleket hapishanelerinde, memleket mahkemelerinde geçti. Çekmediğim cefa, görmediğim eza kalmadı. Divan-ı harblerde, bir câni gibi muamele gördüm; bir serseri gibi memleket memleket sürgüne yollandım. Memleket zindanlarında aylarca ihtilâttan menedildim. Defalarca zehirlendim. Türlü türlü hakaretlere mâruz kaldım. Zaman oldu ki hayattan bin defa ziyade ölümü tercih ettim. Eğer dinim intihardan beni menetmeseydi, belki bugün Said topraklar altında çürümüş gitmişti.” (Tarihçe-i Hayat)

Kendi ifadesiyle: “Elleri bağlı, zayıf ve hasta bir tek adama ordular taarruz ettiği”hâlde, o, gayesinden dönmemiş, davasından zerre kadar taviz vermemiş, eğilmemiş, yılmamış ve yıkılmamıştır. Çünkü o, izzet-i imaniyesinden aldığı kuvvetle gizli zındıka komitelerini tarumar etmiş ve bütün planlarını akim bırakmıştır.

Üstad Hazretleri hem küfür ve dalalete hem de her türlü bozgunculuğa, anarşiye ve bölücülüğe karşı ilmî ve fikrî büyük bir mücadele vermiş, davası uğrunda yirmi sekiz sene hapis yatmış, defalarca zehirlenmiş, sürgünler ve çilelere maruz kalmış, fakat kendisine uygulanan keyfî muamelelere kesinlikle boyun eğmemiştir. “Saçlarım adedince başlarım olsa, her gün birini kesseniz hakaik-i Kur’aniyeye feda olan bu baş, zındıkaya boyun eğmeyecek” diyerek davasındaki azmini ortaya koymuş, iman ve Kur’an hizmetini her şeyin fevkinde görmüş, davasından hiçbir taviz vermemiştir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
Okunma sayısı : 931
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...