"Haşirde bütün insanları diriltmesi bir nefsin ihyâsı derecesinde kolaydır. Çünkü vücut tabakalarından kuvvetli bir nev’in bir tırnağı, hafif bir tabakanın bir dağını eline alır, çevirir..." Bu bölümü izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Vücut mertebelerinin en kuvvetli ve sarsılmaz olan vücub mertebesinde ve ezelî ve ebedî derecesinde bir vücut sahibi ve maddiyattan münezzeh ve mücerred ve bütün mahiyetlere mübayin bir mahiyet-i mukaddeseyi taşıyan bir Kadîr-i Mutlakın kudretine nisbeten, yıldızlar zerreler gibi ve haşir bir bahar misillü ve haşirde bütün insanları diriltmesi bir nefsin ihyâsı derecesinde kolaydır. Çünkü vücut tabakalarından kuvvetli bir nev’in bir tırnağı, hafif bir tabakanın bir dağını eline alır, çevirir. Meselâ, kuvvetli vücud-u haricîden bir âyine ve kuvve-i hafıza, zayıf ve hafif olan vücud-u misalî ve mânevîden yüz dağı ve bin kitabı içine alırlar ve çevirebilirler. İşte vücud-u misâlî ne derece kuvvetçe vücud-u haricîden aşağı ise, mümkünatın hâdis ve ârızî vücutları dahi ezelî, sermedî, vâcip bir vücuttan binler derece daha aşağı ve hafiftir ki, o mukaddes vücut, bir zerre tecellîsiyle, mümkünatın bir âlemini çevirir."(1)

Söz konusu sual iki kısımdan ibarettir. Birinci kısmı öldükten sonra dirilme, yani bütün insanların ve ziruhların ihyası; Allah indinde bir varlığın, yani nefsin ihyası ve diriltilmesi kadar kolaydır. Bu dinin bir hakikati olup, bir ayetin de mealidir.

Muazzez Üstadımız zahiren akla zor gibi görünen bu meseleyi iki kere iki dört eder gibi mantıken ispat etmiştir. Bu meseleyi de üç hakikat ile vuzuha kavuşturmuştur:

1) Allah’ın kudreti ezelidir ve zatidir. Zati olan özellikler sahibinden ayrılmaz. Cenab-ı Hakk'ın kudreti onun zatından olduğundan ondan ayrılmaz ki; onun zıddı olan acziyet müdahale etsin. Zira bütün farklılıklar ve nispetler zıtlarının müdahalesiyledir. Bu da mümkinat için geçerlidir. Mesela, sıcaklıktaki mertebeler soğuğun müdahalesiyledir. Bu müdahalenin nispeti, hararetteki derece farklılığını oluşturur. Eğer hararet bulunduğu varlığın zati hususiyeti olsaydı; yani ondan ayrılmaz bir parça olsaydı, acziyet ona müdahale edemezdi. Müdahale olmayınca da sıcaklıktaki dereceler zuhur etmezdi. O zaman hararetin başkasına tesirinde farklılık olmayacağından karşıda da az-çok, büyük-küçük eşit olurdu.

İşte Cenab-ı Hakk'ın kudreti zati olduğundan ondan ayrılmaz. Bu ezeli kudrete acziyet müdahale etmez. Bu müdahale olmayınca o ezeli kudrette derece ve mertebe farkı olmaz. Dolayısıyla o ezeli kudret karşısında az ile çok, bir ile bin, küçük ile büyük aynı olurdu. Aynı kudretle zerreyi ve küreyi beraber yaratır; zaten de öyle.

İşte mahşerde bahsettiğimiz zati hususiyetle; Cenab-ı Hakk'ın kudreti karşısında bütün insanları ve canlıları diriltmek, bir insanı ve nefsi diriltmek kadar kolaydır.

2) Cenab-ı Hakk'ın kudreti mahlukatın melekûtiyetine, yani özüne taalluk eder. Bir şeyin özüne ve içine müdahale işleri kolaylaştırır. Mesela, bir uçağı sapanla uçurmak mı daha kolay ve intizamlı olur, yoksa pilot kabinine oturup düğmelere basarak onun özüne müdahaleyle mi daha kolay olur?

İşte bütün mükevvenatın bize bakan dış yüzlerine ve sebeplere müdahaleyle ortaya çıkan sonsuz müşkilat ve zorlanma; Allah’ın (c.c) o mahlukatın kendisine bakan melekûtuna ve özüne müdahaleyle çok basit ve kolay bir hâl olur.

İşte her bir varlığın mahiyet ve melekûtu Allah’a baktığından, Cenab-ı Hakk'ın kudreti karşısında bir insana hayat verme ile bütün canlıların ihyası arasında farklılık yoktur.

3) Cenab-ı Hakk'ın kudreti kanun gibidir; aza çoğa, bire bine bir bakar.

Mesela, yer çekimi kanunu, ölüm kanunu, doğum kanunu, yanma kanunu ve ıslanma kanunu gibi âdetullah karşısında her bir varlık eşittir.

Mesela, fanilik Allah’tan başka her şey için geçerlidir. Bir mikrop da fanidir, kâinat da fanidir. Bu kanunun pençesine karşı az-çok, bir-bin müsavidir.

Mesela, şeriatta hırsızların eli kesilir. Bu bir kanundur. Bir kişi de yapsa kanun için aynıdır. Bin kişi de yapsa kanun için aynıdır. Yani kanun; “hırsızlar çoğaldı hükmüm geçersizdir” diyemez.

Aynen öyle de haşir, yani öldükten sonra dirilme bir ilahi kanundur.

Nasıl ki bahar kanunu geldiğinde yoncayla çınar aynı kolaylıkla dirilip yeşilleniyorsa, haşir kanunu geldiğinde her canlı aynı kolaylıkla diriltilecektir. Basit bir örnek verelim; yazmayı bilen birine desek ki şu tahtaya harflerle "Bir" yaz, bir de "Bin" yaz desek hangisini daha kolay yazar? Elbette ikisi de aynıdır. Aynen öyle de Cenab-ı Hak da bir varlıkla bin varlığı aynı kolaylıkla yaratır.

Sualin ikinci şıkkı:

Varlıkların vücut mertebeleri farklıdır. Mesela, hayali vücutlar, tasavvuri vücutlar, taakkuli vücutlar, maddi vücutlar ve vacip olan vücutlar. Alameratibihim gider...

En zayıf olanlar hayali olanlardır; sonra şekil ve suret sahibi maddi olan vücutlar gelir. Daha sonra nurani olanlar devreye girer. Daha sonra en sağlam olan vacip olan vücutlar vardır.

Maddi olan vücutlar nurani olan vücutlara göre daha zayıf daha aciz daha nakıstırlar. Nurani olanlar, maddi olan vücutlara müessir ve hakimdirler.

Mesela, insanın vücudu maddidir, ruhu ise manevi ve nuranidir. Nurani alemden olan şekli, şemaili, ağırlığı olmayan bir ruh koca bünyeyi gayet kolaylıkla idare ediyor. Çünkü ruhun mahiyetine göre bedenin mahiyeti daha hafif daha nakıstır. (Buradaki hafiflik ve nakıslık maddi ağırlık anlamına değildir. Mahiyet farklılığı ve keyfiyeti anlamınadır.)

Mesela, bir genelkurmay başkanı taktığı rütbenin ve makamın keyfiyetinin yüceliği ve âliliğine karşı, koca bir orduyu bir emir ile harekete geçirir. Fakat o genelkurmay başkanına maddeten baksak 70-80 kilogramdır.

Mesela, bir aynayı bir dağa çevirsek, o aynada o dağ görünür. O dağ o aynanın içerisine girer. Çünkü ayinenin içerisine giren dağın görüntüsü ve suretidir. Dağın görüntüsü ve sureti hayal ve misal aleminden olduğundan, vücudu o kadar hafiftir ki; şehadet aleminden ve maddi aleminden olan o aynanın vücudu içindeki dağın suretinden daha güçlü ve daha kuvvetli olduğundan, dağın tamamının resmini içine alır. Ancak dağın toprak ve taş cinsinin varlığından sadece ayna kadarını alır. Çünkü birisi maddidir diğeri misalidir.

Mesela, şehadet aleminden mercimek kadar bir et parçası, kendisinden daha hafif olan mana aleminden bir kütüphaneyi içine alır. Zira o mana alemi hayal ve suret alemi gibi mahiyet itibariyle daha hafif olduğundan, elle tutulur, gözle görülür maddi alemden mercimek kadar bir et parçasının içerisine girer. Halbuki o mercimek kadar et parçası; o manaların zuhuruna vesile olan kağıttan ve harften ancak mercimek kadarını alabilir. Çünkü ikisi de aynı cinstendir.

Şimdi o ordu komutanının makamının mahiyeti ile bir emirle o kocaman orduyu hangi kolaylıkla sevk ve idare ediyorsa;

O ayna eğer gücü ve kuvveti olsa kendi içerisinde görünen dağı alt üst eder, indirir ve kaldırır ve kolaylıkla icad edebilirse;

O mercimek kadar et parçası olan hafıza içine aldığı ve ihata ettiği mana alemlerini kuşattığı gibi kudreti de olsa idi onları tezahür ettirir ve fevkalade bir kolaylıkla icad ederdi.

Yukarıdaki misaller mahlûkattan ve varlıklardan, mümkün olan vücutlardan verilmiştir.

Hepsi de mümkün olan vücutların ilcaatı ve icabatı olarak o kadar işler kolaylıkla icaat edilirse;

Vücudun en yüce ve âli mertebesi olan vücubun ve rasih olan vücubun karşısında bütün mahlukatın varlığı ve vücut mertebeleri o kadar zayıf ve o kadar hafif ve o kadar düşüktür ki; vacibü'l-vücud olan Cenab-ı Hakk'ın kudretinin mahiyeti karşısında bütün varlıkların mahiyetleri mümkündür. Yani varlıkları yokluklarına eşittir. Varlıkların yokluklara eşit olduğu demek ha var ha yok anlamına gelir.

Varlığı ve yokluğu eşit olan mümkünatın mahiyeti; Cenab-ı Hakk'ın vacibü'l-vücut olan mahiyeti karşısında sıfırdır.

Dolayısıyla Vacibü'l-Vücud'un kudretinden -la teşbih- tırnak kadar bir kuvvet, bütün mükevvenatı yoktan yaratır, yaşatır ve ebediyen sevk ve idare eder. Tüm bu faaliyetler gayet suhuletle yapılır.

(1) bk. Şualar, On Beşinci Şuâ, İkinci Makam.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...