"Hastalık hiddetlerini tahrik etmemek için ihtiyat edemediğimizden, şiddetli hiddetini gördük." Bu paragrafı izah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
"Üstad'ımızdan hiç görmediğimiz, ikimiz (yani Emin, Feyzi), Barla, Isparta Süleymanları gibi inceden inceye hastalık hiddetlerini tahrik etmemek için ihtiyat edemediğimizden, şiddetli hiddetini gördük. Bu hastalıkta yine eser-i rahmettir ki, hiç hatır ve hayale gelmeyen aşr-ı ahirin gayet mühim gecelerinde, Üstad'ımızın tam ifa edemediği vazifesi yerinde, bu havalide her bir şakirt, kendi hususi çalışmasından başka, bir saati Üstadı hesabına Risale-i Nur’un şakirtlerinin mücahede-i maneviyelerine iştirak ve onları hedef edip, onların defter-i amâline geçmeye, aynı üstad gibi çalışmaya başladılar." (Kastamonu Lahikası, 67. Mektup)
Bediüzzaman Hazretleri sürgün edildiği yerlerde çok kez insanlarla ihtilattan ve bir araya gelmekten uzak bırakıldığında çoğu zaman hasta olurdu.
Buradaki meselede de yanındaki talebeleri Barla'dakiler gibi, yanında olamayıp, ihtiyatlı ve dikkatli olamadıkları için Bediüzzaman bazen ağır hastalıklara maruz kalmış.
Bu durumda da o civardaki talebeleri "Madem Üstad'ımız çok hasta, o zaman biz de iman hakikatleriyle onun yerine her gün Üstad'ımız iyileşene kadar kendi ubudiyet veya dua veya iman meseleleriyle iştigal vakitlerine birer saat ekleyelim." deyip onun hem maddi hem manevi vazifesine yardım etmişler.
Üstad Hazretleri de bu hastalığın bir rahmet ve bir hediye olduğunu vurgulayarak, rahmet-i ilahiyenin, hastalık vesilesiyle cüzi ve şahsi çalışmasını külliyete, umumiyete çıkardığını söylemiştir. Aynı hastalık ve zehirlenme hadisesi, Üstad Hazretleri Barla'dayken vukua gelmiş. Oradaki talebeleri de aynen bu manada günlerinden saatlerini iman hakikatleriyle çalışmaya vermişlerdir.
Bu meseleden önceki doktor meselesi ise, Bediüzzaman'ın Tarihçe-i Hayatı ve eserleri gösterir ki, tıp ilmini kabul edip, kâinata Cenab-ı Hakk'ın bir eczane-i kübrası nazarıyla bakmıştır.
Söz konusu meselede Üstad Hazretleri zaten meselenin sonunda konuyu izah etmiş. Orucunu bozmuş bir doktorun tedavisini istemediğini, asıl hekimin Cenab-ı Hak olduğunu söylemiştir.
Eserlerinde de hekim-i hazık tabirini kullanmış, doktorların hem işinin ehli hem de dindar olması gerektiğini dile getirmiştir.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü