"Hattâ, mevhum bir rububiyet ve keyfemâyeşâ hareketi, fıtrî olarak arzu eder." cümlesini nasıl anlamalıyız?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İnsanın rububiyeti mevhumdur; hakiki değildir. İster insan olsun, ister melek olsun, ister cinler olsun, hepsinin tasarruf ve tedbiri mecazîdir, hakiki tasarruf ve tedbir sadece ve sadece Allah’ın rububiyetidir. İnsan nasıl kendi fiilinin yaratıcısı değilse, aynı şekilde melekler ve sair mahlûkat da fiillerinde yaratıcı değildir. Her şeyin hâlıkı Allah’tır. Zira insan hiç bir şeye sahip ve malik değildir. “Benim tarlam” diye ifade ettiğimiz varlık, bizden önce başkasındaydı. Bize geçti ve bizden sonra da yine başkasına geçecektir. Hiç bir medhalimiz olmayan şeye nasıl sahip çıkabiliriz. Demek ki, sahibliğimiz tamamen vehmîdir.

Nefis; kendisini serbest, müstakil ve bizzat var olduğunu zanneder. Cenab-ı Hak ile münasebetini unutur, rububiyet dava eder; Allah’a karşı isyan eder. Nefsin bu beladan kurtulabilmesi için; her şeyin kendi zatında ve mahiyetinde fani olduğunu bilmeli ve varlığını bir hiç olarak değerlendirmelidir.

Keyfemâyeşa hareket ise; insanın, yani nefsin tabiatında vardır. İstediği gibi hareket etmek ve kimseye tâbi olmamak. Kendini bu şekilde daha hür hissediyor. Bu ise insana zahirî bir hafiflik verebilir ancak kalb ve ruhuna büyük bir ağırlık yükler.

"Ben kendi kendime sahibim." diyen, keyfemâyeşa hareket eder; kimseye tabi olmak istemez...

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

muhammed-said-akdağ

nefsin bu şekilde yaratılması yani fıtrî özelliği ondan mesuliyeti niçin kaldırmıyor, mesela suyun tabiatı ıslaktır ıslatır, ateş fıtrî olarak yanıcıdır yakar, nefis fıtrî olarak bu özelliği varsa yani mevhum bir rububiyet ve keyfemayeşa hareket etme özelliği, niçin yine mesul olur, netice de fıtrat-ı değil mi

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)

Nefsin bu menfi özelliklerine karşı Allah insanın fıtratına kalp, ruh, vicdan, latifeler gibi müspet ve hayra güç veren özelliklerde vermiş şer ile hayır arasında hassas bir denge ve muvazene tesis etmiştir. İrade ise bu iki hassas denge arasında karar verebilecek bir konumda ve güçtedir. Hatta insanda nefis ve şer ağırlıklı bir mekanizma değil hayır ağırlıklı bir mekanizma tesis edilmiştir.

Şer tarafının biraz daha güçlü gibi durmasının nedeni mesleğinin ademi ve tahrip olmasındandır. Malum tahrip tadilden, yıkmak yapmaktan, bozmakta onarmaktan daha kolaydır.

Bu sebeple insan kendi nefsine ve benliğine değil Allah’a güvenmeli ve tevekkül ile Ona yönelmelidir. Şerrin yıkıcı yönü insanı Allah’a yöneltmek için menfi bir kamçı gibidir. Şayet insan şer karşısında aciz olmayıp güçlü olsa idi o zaman insan Allah’a olan muhtaçlığını bilemez ubudiyetin ruhu sönerdi.

Nefis üzerimize baskı yaptıkça bizde Allah’a tevekkül edeceğiz Onun yarenliğine sığınacağız insanın yaratılış nedeni de tam olarak budur.

Ayrıca nefsin mevhum rububiyet özelliği her insanda bilfiil vuku bulmuyor iradesini şerden yana kullananlarda oluyor bu da insanın sorumluluğundadır zaten imtihan olmakta böyle bir şeydir.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
muhammed-said-akdağ

Allah razı olsun 

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...