Hayatın, "tecelliyat-ı ehadiyete ve cilve-i samediyete ayinelik etmesini" izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Tecelliyat-ı ehadiyet, Allah’ın zatının bir olması demektir.

Her varlık, Allah’ın belli isimlerine ayna olurken, hayat bütün isimleri tek başına göstermektedir. Üstadımızın, besmelenin ikinci sırrında verdiği güneş misalini hatırlayalım. Güneşin ışığının, mukabilindeki bütün eşyayı ihata ettiğine bakıldığında, bu ihatanın tek bir güneşin işi olabileceğine hükmedilmekle, “vahidiyet cihetiyle” güneşin birliği bilinir. Öte yandan, bir aynada güneşin bütün renklerinin, hararetinin ve bir nevi cilve-i zatının görünmesiyle de güneşin birliği “ehadiyet cihetiyle” bilinir.

“Evet, hayat tek başıyla bir Hayy-ı Kayyum'u bütün esma ve şuunatı ile bildirir. Çünki hayat, pekçok sıfâtın memzuç bir macunu hükmünde bir ziya, bir tiryaktır.
İşte hayat bu câmi' mahiyeti itibariyle şuun-u zâtiye-i Rabbaniyeye âyinedarlık eden bir âyine-i Samediyettir.”
(Sözler, Otuz Üçüncü Söz, Yirmi Üçüncü Pencere)

İşte hayat bu özelliği ile Allah’ın zatının birliğini, esma ve sıfatlarının varlığını bildirmektedir.

Cilve-i Samediyete gelince, hayatın bütün esmaya ayna olması, bir yönüyle de bütün esmaya muhtaç olması demektir. Meselâ, taşta Rezzak isminin tecelli etmemesi taşın rızka muhtaç olmamasındandır.

İnsan hayatı, bütün bir kâinata muhtaç olması cihetiyle cilve-i Samediyete ayna olmaktadır.

“Evet herbir zîhayatta; biri Ehadiyet sikkesi, diğeri Samediyet turrası bulunuyor. Zira bir zîhayat ekser kâinatta cilveleri görünen esmayı birden kendi âyinesinde gösteriyor. Âdeta bir nokta-i mihrakıye hükmünde, Hayy-ı Kayyum'un tecelli-i ism-i a'zamını gösteriyor. İşte ehadiyet-i zâtiyeyi, Muhyî perdesi altında bir nevi gölgesini gösterdiğinden, bir sikke-i ehadiyeti taşıyor. Hem o zîhayat, bu kâinatın bir misal-i musaggarı ve şecere-i hilkatın bir meyvesi hükmünde olduğu için, kâinat kadar ihtiyacatını birden kolaylıkla küçücük daire-i hayatına yetiştirmek, Samediyet turrasını gösteriyor.” (Sözler, Yirmi İkinci Söz, İkinci Makam)

Tecelli-i ehadiyet: Allah’ın birliğinin tecellisidir. İnsan tecelli-i ehadiyete ayinedir, yani kendisinde Allah’ın birliğinin izlerini taşımaktadır. Dilerseniz, o izlerden bir izi izah ederek meseleyi daha iyi anlayalım:

Mesela bir insan, diğer insanlarla aynı azalara sahiptir. Hepsinde göz, dil, kulak, el, ayak gibi aynı azalar mevcut olup bu azaların yerleri aynıdır. O hâlde diyebiliriz ki, bir insanı kim yaratmışsa diğer bütün insanları da o yaratmıştır. Çünkü azalar birbirine benzemektedir ve aralarında bir birlik vardır. Birlik ise ancak tek bir elden sudur edebilir.

Ayrıca insan, diğer hayvanlar ile de aza-yı esasiyede aynıdır. Bu azaların şekilleri birbirinden farklı olmakla beraber, azalarının isimleri, işlevleri ve yapıları aynıdır. Ondaki de gözdür, insandaki de; ondaki de dildir, insandaki de... O hâlde diyebiliriz ki, bir insana gözü kim takmış ise balığa da gözü o takmıştır; zira ikisi de gözdür ve aynı sistemle çalışmaktadır.

İşte bir insanın azalarının, diğer insanların azalarına birebir benzemesi ve diğer hayvanlar ile de aza-yı esasiye cihetiyle müşabeheti bir cilve-i ehadiyyettir.

Aynen bunun gibi, insanın vücudundaki intizam, azalarındaki hikmet, suretindeki garabet ve daha bunlar gibi birçok cihetleri, insanın tecelli-i ehadiyyete birer ayinedarlığıdır.

Risale-i Nurlarda geçen vahdaniyete dair delilleri mütalaa ettiğinizde, bu ayinedarlığın diğer cihetlerini daha iyi anlayabilir ve tefekkür edebilirsiniz.

Cilve-i samediyet: Samed, Allah’ın bir ismi olup hiçbir şeye muhtaç olmayan ve her şeyin kendisine muhtaç olduğu zat demektir. Cilve-i samediyet ise bu zatın tecelli ve cilvesidir.

İnsanın cilve-i samediyete ayinedarlığı ise, insanda nihayetsiz bir kudretin eserinin gözükmesi cihetiyledir. Evet, bir damla sudan şu muhteşem insanın yaratılışı ve ona bu derece hayret verici hikmetli cihazların takılması ancak nihayetsiz bir kudretin tecellisi ile olabilir. Böyle bir kudret de ancak Samed olan bir zatta bulunabilir.

Demek, insandaki harika sanat, eşsiz icad, mükemmel tasvir, hikmetli cihazlar ve latif nakışlar birer cilve-i samediyettir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Yorumlar

M.tetik

Şimdi hayatının sırr-ı hakikatı şudur ki: İfadesinde SIR NEYİ İFADE ediyor

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (m.ali)

Şimdi, hayatının sırr-ı hakikati şudur ki: Tecellî-i Ehadiyete, cilve-i Samediyete âyineliktir. Yani, bütün âleme tecellî eden esmânın nokta-i mihrakiyesi hükmünde bir camiiyetle Zât-ı Ehad-i Samede âyineliktir.

Bazen kelimeler kendi anlamının dışında içinde bulunduğu cümle ya da paragrafa göre yeni bir anlam kazanabilir. Bu sebeple kelimenin kazandığı yeni anlamı anlayabilmek için kelimenin siyak-sibakına (öncesi-sonrasına) dikkat etmemiz gerekiyor.

Sır kelimesi burada hayatın yaratılma gayesi anlamında kullanlıyor. Hayatın yaratılma gayesi de cümlenin devamında Allah’ın isimlerine ayna olmak olarak ifade ediliyor.

“Evet, hayat tek başıyla bir Hayy-ı Kayyum'u bütün esma ve şuunatı ile bildirir. Çünki hayat, pekçok sıfâtın memzuç bir macunu hükmünde bir ziya, bir tiryaktır. İşte hayat bu câmi' mahiyeti itibariyle şuun-u zâtiye-i Rabbaniyeye âyinedarlık eden bir âyine-i Samediyettir.” (Otuz Üçüncü Söz, Yirmi Üçüncü Pencere)

Hayat bu özelliği ile Allah’ın zatının birliğini, esma ve sıfatlarının varlığını bildirmektedir. Yani hayata dikkat ile bakıldığında hem Allah’ın varlığını, hem birliğini, hem şuunatını, hem sıfatlarını, hem isimlerini çok açık ve seçik bir şekilde görmek ve okumak mümkündür. Hayat bu kapsayıcı özelliği ile diğer bütün mahlukattan ayrılıyor ve seçiliyor.

Cilve-i Samediyet ise hayatın bütün İlahi isimlere tek tek muhtaç olması anlamına geliyor. Meselâ, taşta Rezzak isminin tecelli etmemesi taşın rızka muhtaç olmamasındandır. Bu sebeple en geniş en kapsamlı hayat her isme muhtaç olan hayattır ve böyle külli bir hayat sadece insanda vardır.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...