"Hem benim hem herkes için şu dünya muvakkat bir ticaretgâh ve her gün dolar, boşalır bir misafirhane ve gelen geçenlerin alışverişi için yol üstünde kurulmuş bir pazar..." İzah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
Dünya, ahiret hayatının kazanıldığı bir ticarethane ve bir dükkân gibidir. Şu kısa ve geçici ticarethaneye ebedî gibi sarılmak ve gönül bağlamak, akıllı bir insanın yapacağı şey değildir. Akıllı insan bu dünyayı ahiretin kazanıldığı bir dükkân gibi görür, ona göre çalışır, alışverişini güzel yapar.
"Hem seyyar bir ticaretgâhtır. Öyle ise alışverişini yap, gel ve senden kaçan ve sana iltifat etmeyen kafilelerin arkalarından beyhude koşma, yorulma." (Sözler, On Yedinci Söz)
“Seyyar” kelimesi dünyanın belli bir yeri olmayan, gezici ve sabit bir mağazadan ziyade seyyar bir ticaret gemisini andırdığına işaret etmektedir.
İnsanlar ömür sermayeleriyle bu dünya ticaretinde ya “iman, salih amel, güzel ahlak” gibi cennete layık manevi değerlere sahip olurlar yahut bu sermayenin yanlış kullanılmasıyla “küfür, dalalet, isyan” gibi cehennem malzemeleri satın alırlar. Altıncı Söz’e konu olan şu ayet-i kerime dünyanın bir ticaret yeri olduğunu ders verir:
“Muhakkak Allah, müminlerden nefislerini ve mallarını (kendilerine vereceği) cennet mukabilinde (karşılığında) satın aldı.” (Tevbe, 9/111)
Bu ayetin verdiği derse göre insanlar nefislerini yani hem bedenlerindeki organlarını hem de akıl, kalp gibi latifelerini ve mallarını Allah’ın emri istikametinde kullandıklarında bunları Allah’a satmış olurlar. Bunun karşılığında âhirette cennete kavuşacakları gibi, dünyevî hayatlarını da daha rahat ve daha mes’ut geçirirler.
Hem bu dünya her gün dolup boşalan bir misafirhane ve bir konaklama yeridir. Aklı başında olan bir insan birkaç saat konaklayacağı yere gönlünü bağlamaz. Zira ebedî karargâh cennettedir. Akıllı insan günde üç yüz bin insanın doğduğu ve bir o kadarının da öldüğü dünya hanında misafir olduğunu unutmaz ve ona göre de davranır.
Bu dünya da bütün canlıların, bilhassa insanların konup göçtükleri muhteşem bir handır. Lambası güneş, kandili kamer, tavanı semâ, halısı zemin olan harika bir misafirhane. Bu misafirhane kendi için olmadığı gibi, ona gelip giden misafirler de kendileri için değildir. Yani, her canlının yaratılışında birçok hikmetler, ilahi gayeler vardır. Onun bu dünyada hayatını sürdürmesi, yiyip içmesi ve hayattan lezzet alması yaptığı bu hizmetler için verilmiş peşin bir ücrettir. Yaptığı vazifelerin, ettiği ibadetlerin ve ettiği tesbihlerin karşılığını ayrıca ahirette görecektir.
Hem bu dünya Nakkaş-ı Ezelî'nin sürekli tazelenen, hikmetle yazar bozar bir defteri ve her bahar, bir yaldızlı mektubudur. Dünya, Allah’ın isim ve sıfatlarının manalarını gösterdiği, sürekli yazılıp bozulan bir defteri gibidir. İnsanın vazifesi ise bu defterdeki yazıları okuyup, kendisinin de bir yazı, bir kelime olduğunu unutmayıp, bir gün zemin sayfasından silineceğini de hiç hatırdan çıkarmayarak ona göre istikametli bir hayat geçirmesidir.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü