Kur’an'ın, muhtelif meslek ve meşreplere sahip olmalarına rağmen veliler, sıddıklar, arifler ve muhakkikler gibi ekollerin ayrı ayrı ihtiyaçlarını görür mahiyette bir kütüphane olması ne demektir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İnsanların fıtratları, meslek ve meşrepleri aynı değildir. Aynen öyle de veliler, sıddıklar, arifler ve muhakkikler gibi insanlık âleminin iftihar edeceği gruplar da bulunmaktadır.

Veliler, velayet mertebesinde yükselmek suretiyle Allah dostu olanlardır; sıddıklar özü, sözü dosdoğru olanlardır; arifler Allah'ı tanımak ve bilmek noktasında mertebe kateden, marifetullahta derinleşenlerdir; muhakkikler de inceden inceye mânevî meseleleri araştıran ve bu manada çalışma yapanlardır.

Bu dört grup elbette kâmil insanlar sınıfındandır ve bu gruplar farklı meşrep ve mesleklere sahiptirler. Mesela, Muhyiddin-i Arabî'nin yolu kalp ağırlıklıdır, buna mukabil ilm-i kelam âlimleri gibi yalnız akılla gidenler de vardır; hepsi ihtiyaçlarını Kur’an'dan temin etmişlerdir. Dolayısıyla Kur’an farklı meşrep ve meslekte olanları doyuran bir hakikat sofrasıdır, diyebiliriz.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Okunma sayısı : 10.724
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

nurcu56

Evliya, urefa, muhakkikîn, sıddıkîn aralarındaki farkı tek tek izah edebilir misiniz?

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Sorularla Risale

Evliya: Evliya kelimesi velâyet kökünden türeyip, Allah dostu demektir. Bu makama ulaşmanın, yani Allah’a dost olmanın vesile ve usulleri meslek ve meşreplere göre farklılık arz eder. Lakin velâyet umumî mânâda akrebiyet ve kurbiyet olmak üzere iki ana esasta değerlendirilmiştir. Akrebiyet sahabe mesleğini ifade ederken, kurbiyet tasavvuf mesleğini ifade ediyor.

Urefa, arifler demektir. Arif-i Billâh, kelime olarak mürşid, ermiş, evliyâ mânâlarına geliyor. Istılah olarak ise, Hakk'ın nuru ile Cenâb-ı Hakk'ı bilen ve âlemi, hâdiseleri İlahî feyz ve ilim ile gören veli zâtlara deniyor. Yani aklı ve kalbi hidâyet nuru ile uyanmış, hâdiseleri Allah’ın nuru ile görebilen mütefekkir evliyalara verilen bir isimdir. Velâyet ile ilmi mezç eden veli kullara arif denilir.

Cüneyd-i Bağdadî, Maruf-u Kerhî, Sırr-ı Sakatî bu ariflerdendir.

Muhakkikin-i Ulema: Medrese ve ilim geleneğine tabi olan âlimler demektir. İslâm tarihinde malum olduğu üzere İslâm ilim dünyası tekke ve medrese olmak üzere iki esasa ve iki ekole bölünmüştür. Medrese ilim ve aklı ön plana çıkarırken, tekke kalp ve tasavvuf merkezli bir ekoldür.Tekkede kalbin inkişaf etmesi esas iken, medresede aklın inkişafı esastır.

Muhakkik tabiri daha ziyade ilmi, tahkik üzerine giden Allah dostlarının bir ismidir. Fahrettin Razi, İmam Taftazani, İmam Cürcani, İmam Pezdevi bunlara misal olarak verilebilir.   

Sıddık: Kelime olarak çok doğru, çok dürüst demektir. Istılah mânâsı ise  hakta ve doğrulukta şiddetli sebat ve sarsılmamak demektir. Dünyanın en azaplı hali ile en cazibedar ve çekici hali, sıddık birisini yolundan şaşırtmaz, istikametini bozamaz. Kalbindeki iman öyle bir seviyededir ki, dünyanın hiçbir hali bu kimseyi sarsmaz ve yolundan çevirmez, imanı çelik gibi metin ve sağlamdır.

Sıddıkiyet makamı nübüvvet makamından sonra gelir ki bu makamın reisi Hazret-i Ebu Bekir (ra)’dır.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
nurcu56

"Hem bütün evliya ve sıddıkînın ve urefâ ve muhakkıkînin muhtelif meşreplerine ve ayrı ayrı mesleklerine..." diye devam eden cümlenin tümünü açıklar mısınız?

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Sorularla Risale

İslâm dairesinde farklı meslek ve meşreplerin olmasının iki temel nedeni vardır; birisi Allah’ın isim ve sıfatlarının tecellisine bakıyor. Diğeri ise insanların kapasite ve kabiliyet durumuna bakıyor.

Allah’ın her bir isim ve sıfatı diğer isim ve sıfatından hem mânâ hem de hüküm olarak farklılık arz ediyor. Meselâ; Allah’ın ilim sıfatı ile kudret sıfatı mânâ ve hüküm bakımından birbirinden farklıdır.  İlm-i Kelamda bu isim ve sıfatların mânâ ve hükümleri ve tecelli ve taalluk sahaları tafsilatiyle izah edildiği için, biz bu meseleyi kısa kesiyoruz.

Her bir isim ve sıfat tecelli ederken, mânâ ve hükmünü, tecelli ettiği yerde ve mahalde icra edip tezahür ettirmek istiyor. Demek eşyadaki  ve mevcudattaki ihtilaf ve farklılıklar Allah’ın isim ve sıfatlarından gelen tecelli farklılığındandır. Bu yüzden eşyayı ve mevcudatı  bir kalıp içine sokup aynîleştirmek ve her şeyi tek tip haline getirmek, fıtrata aykırıdır.

İnsan, eşya ve mevcudat içinde daha hususî ve daha müstesna bir mevkie sahip olduğu için, insanların durumu biraz daha farklıdır. İnsan varlıklar içinde şahsiyet ve kabiliyet noktasından kâinatın küçük bir numunesi, küçük bir fihristesi gibidir. Her bir insan adeta farklı bir âlem, farklı bir kâinat gibidir. Duyguları, kabiliyetleri, düşüncesi ve mizacı noktasından insan tek başına bir âlemdir.

Yukarıda bahsedildiği gibi, Allah’ın isim ve sıfatlarının farklı mânâ ve hükümleri insanda daha zahir ve keskin bir şekilde tecelli ediyor. Böyle olunca, her bir insan hususiyet ve şahsiyet nokta-i nazarından diğer insanlardan tamamen farklı bir mahiyete sahip oluyor. İnsanları farklı kılan ve her birisini diğerinden başka bir âlem yapan şey, Allah’ın isim ve sıfatlarının farklı mânâ ve hükümlerinin tecellisidir.

Hak ve doğru bir çerçevede, ortak değerleri ve genel kabulleri incitmeyecek bir seviyede  insanların farklı meslek ve meşrepler teşkil etmeleri gayet tabiî ve güzel bir durumdur. Hem de yukarıda izah edildiği üzere bu farklılaşmanın esası Allah’ın isim ve sıfatlarına dayanıyor.

Aynı kâinat ağacından birbirinden farklı ama hepsi de faydalı meyvelerin çıkması gibi aynı Kur’ândan da hepsi hak ve güzel olan muhtelif meşrepler ve meslekler çıkmıştır.

İki Cihan Serveri Peygamber Efendimiz (asm.)'de Allah’ın bütün isim ve sıfatları âzamî derece ve itidal üzere tecelli ettiği için, onun şeriatı olan İslâm, bütün insanların kabiliyet ve mizaçlarını bünyesinde toplar ve çatısı altına alabilir bir genişliktedir. Yani ihata ve şumül noktasından İslâm bütün insanlığı kuşatan, çatısı altına alan geniş bir dairedir. İslâm dininin karakterinde Hazret-i Peygamber (asm.)'in geniş ve eşsiz mahiyet ve mizacı vardır.

Aynı âzamilik ve ihata Peygamber Efendimiz (asm.)'e nazil olan Kur’ân-ı Kerim'de de vardır. Bu sebepledir ki, meslek ve meşrepleri farklı, hatta zıt olan âlim ve evliyalar Kur’ân çatısı altında toplanmışlar, feyiz ve derslerini ondan almışlardır. Aklı esas alan İlm-i Kelam’ın Üstadı Fahrettin Razi ile kalbi esas alan  Muhyiddin-i Arabî aynı Kur’ândan ders alıyorlar. Kur’ân bu farklı mesleklere ders verirken, bir tarafa meyletmiyor, hepsine en üst seviyeden feyiz veriyor.
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yükleniyor...