"Hem cin ve ifrit ve sair muhtelif zîşuur ve zîhayat mahlûkların âlemleri ve meskenleri olduğu, çok kesretli ehl-i keşif ve ashab-ı şuhudun şehadetiyle sabit yedi kat arzın âlemleri,.." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"İkincisi: Küre-i arz her ne kadar semâvâta nisbeten çok küçüktür; fakat hadsiz masnuat-ı İlâhiyenin meşheri, mazharı, mahşeri, merkezi hükmünde olduğundan, kalb cesede mukabil geldiği gibi, küre-i arz dahi koca, hadsiz semâvâta karşı bir kalb ve mânevî bir merkez hükmünde olarak mukabil gelir. Onun için,..

"...hem cin ve ifrit ve sair muhtelif zîşuur ve zîhayat mahlûkların âlemleri ve meskenleri olduğu, çok kesretli ehl-i keşif ve ashab-ı şuhudun şehadetiyle sabit yedi kat arzın âlemleri,.."(1)

Dünyanın yedi katmanı ve kendine mahsus sekeneleri vardır. Nasıl ki denizlerin içinde türlü türlü canlılar yaşıyorsa, gerek sema tabakalarında, gerekse zeminin altındaki tabakalarda da cin ve ifrit gibi varlıklar vardır.

Hatta dünyadaki bu yedi tabakanın âlem-i misalde tecellileri çok daha büyük ve daha geniş olmasını da hesaba katarak, bazı evliyalar cin ve ifritlerin mekânlarını binler sene genişliğinde tasvir etmişler.

Üstad Hazretleri bu hususu şu şekilde izah ediyor:

"İşte, küre-i arzın tabakat-ı seb'asına dair bazı ehl-i keşfin, Kitap ve Sünnetin mizanıyla tartmadan beyan ettiği tasvirat, yalnız coğrafya nokta-i nazarındaki maddî vaziyetten ibaret değildir. Meselâ, demişler: 'Bir tabaka-i arz, cin ve ifritlerindir. Binler sene genişliği var.' Halbuki, bir iki senede devredilen küremizde o acip tabakalar yerleşemez. Fakat âlem-i mânâ ve âlem-i misalde ve âlem-i berzah ve ervahta küremizi bir çamın çekirdeği hükmünde farz etsek, ondan temessül ve teşekkül eden misalî şeceresi, o çekirdeğe nispeten koca bir çam ağacı kadar olduğundan, bir kısım ehl-i şuhud, seyr-i ruhanîlerinde, arzın tabakalarından bazılarını âlem-i misalde pek çok geniş görüyorlar, binler sene bir mesafe tuttuklarını görüyorlar. Gördükleri doğrudur. Fakat âlem-i misal sureten âlem-i maddîye benzediği için, iki âlemi memzuç görüyorlar, öyle tabir ediyorlar. Âlem-i sahve döndükleri vakit, mizansız olduğu için, meşhudatlarını aynen yazdıklarından, hilâf-ı hakikat telâkki ediliyor. Nasıl küçük bir aynada büyük bir saray ile büyük bir bahçenin vücud-u misaliyeleri onda yerleşir. Öyle de, âlem-i maddînin bir senelik mesafesinde, binler sene vüs'atinde vücud-u misalî ve hakaik-i mâneviye yerleşir."(2)

Farklı âlemlerin bir form üzerinde sıkışması ve sığışması gayet makuldur. Bu yüzden dünya üzerinde bizim hayat şartlarımızdan başka çok farklı hayat sahiplerinin bulanması vaki ve gayet tabiidir.

Dipnotlar:

(1) bk. Lem'alar, On İkinci Lem'a.
(2) bk. Mektubat, On Sekizinci Mektup.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...