"Her ameli ve her hâdiseyi müteaddit fotoğraflarla alarak muhafaza" etmek ne demektir?
Değerli Kardeşimiz;
"...ve her bir zîşuurun bütün sergüzeşte-i hayatiyesini hardal gibi küçük kuvve-i hafızasında gayet mükemmel yazdıran ve bütün mülkünde ve devâir-i saltanatında her ameli ve her hâdiseyi müteaddid fotoğraflarla alarak muhafaza eden ve rububiyetin en ehemmiyetli bir esası olan adalet, hikmet ve rahmetinin tecellîleri ve tahakkukları için koca cennet ve cehennemi ve sırat ve mizan-ı ekberi yaratan bir Hâkim-i Hakîm ve bir Alîm-i Rahîm, ..."(1)
Her hâdise, her fiil ve her amel çeşitli yollarla kayıt altına alınmaktadır.
Birincisi ve en büyüğü, Cenab-ı Hakk'ın ezelî ve ebedî ilminde kaydedilmektedir.
İkincisi, İlahî ilmin de bir tecellisi olan levh-i mahfuzdur.
Üçüncüsü, Olmuş ve olacak her hâdise levh-i mahfuzda kaydedilmektedir. Her ameli kaydeden kiramen kâtibin melekleridir.
Dördüncüsü, bütün eşyanın ve hâdiselerin intibaının âlem-i misalde kaydedilmesidir. Levh-i misal her şeyin görüntülerinin altı cihetten muhafaza edildiği bir âlemdir.
Beşincisi, insanın bütün amelleri kendi hafızasında kaydedilmektedir.
Altıncısı, İlâhî adaletin kusursuz ve kemaliyle tecelli ettiğini mahşerdekilere bildirmek; günahkârların yersiz itirazlarına kapı açmamak, onları kendi aleyhlerine konuşturup meleklerin yazıp tespit ettiklerinin doğruluğunu tevsik etmek de ilâhî adaletin bir muktezasıdır.
“Ol emri” neye yönelirse derhal istenilen, irâde edilen tahakkuk eder. Suçlu ve günahkârların âzalarını konuşturmak da bu emre bağlıdır.
Cenâb-ı Hak âyet-i kerîmede, insanın kendi âzâlarının yanında, üzerinde yaşadığı yeryüzünün de şahitlik edeceğini şöyle bildirmektedir:
“Gün gelecek, dilleri, elleri ve ayakları yapmış oldukları bütün kötülükleri tek tek bildirerek, aleyhlerinde şahitlik edecektir.” (Nur Suresi, 24/24)
“O gün mühür vuracağız ağızlarına, elleri bize söyler, ayakları şahitlik eder, kendi yaptıklarına.” (Yasin, 36/65)
“O gün yeryüzü, bütün haberlerini anlatır. Çünkü Rabbin ona bunları vahyetmiştir.” (Zilzâl, 99/4-5)
(1) bk. Şualar, On Birinci Şua (Meyve Risalesi), Dokuzuncu Mesele.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü
Yorumlar
"... bütün mülkünde ve devâir-i saltanatında her ameli ve her hâdiseyi müteaddit fotoğraflarla alarak muhafaza eden..."
Burada her amelin kaydedilmesi insana ait amel olmadığını gösteriyor. Yani kainatta olan bütün ameller, güneşin kendi etrafında dönmesinden tut bütün fiillere kadar.
O zaman her şeyin kayıt altına alınmasının hikmeti nedir, zira bunlar hesaba çekilmeyecek?
Gerçi bunları unutmak, Allaha haşa acizlik getirir. Allahın sıfatlarına noksanlık getirir. Bu yönden zaten Allahın her şeyi kaydetmesi yani her hâdiseyi muhafaza etmesi gereken bir durumdur.
Ama bunun hikmeti ne olabilir?
Kâinattaki her hadisenin, özellikle hesaba çekilmeyecek olan cansız varlıkların ve fiillerin kaydedilmesinin temel hikmetlerini şu üç noktada özetleyebiliriz:
İntizam ve Adaletin İlanı: Her şeyin kayıt altında olması, kâinatta tesadüfe yer olmadığını ve her detayın bir plan dahilinde işlediğini gösterir. Bu durum, Allah'ın "Hafîz" (muhafaza eden) isminin mutlak bir tecellisidir.
İlahi Sanatın Teşhiri: Kayıt altına alınan her olay, birer "tablo" hükmündedir. Sanatçı, eserinin her anını muhafaza ederek kendi sanatının mükemmelliğini ve sürekliliğini bizzat müşahede eder ve melekler gibi ruhani seyircilere gösterir.
Vahdet ve İlim Şehadeti: Küçük büyük her amelin kaydedilmesi, Allah’ın ilminin her şeyi kuşattığını ispat eder. Bir çiçeğin açışından bir yıldızın dönüşüne kadar her şeyin kayıtlı olması; mülkün sahibinin tek olduğunu, hiçbir şeyin O'nun bilgi ve kontrolü dışında kalamayacağını ilan eden manevi birer mühürdür.
Özetle; bu muhafaza sadece hesap için değil, Hâkim-i Zülcelal’in saltanatının ihtişamını, ilminin ihatasını ve sanatının ebediyetini göstermek içindir.