"İbadet, dünya ve âhiret saadetlerine vesile olduğu gibi, maaş ve maâde, yani dünya ve âhiret işlerini tanzime sebeptir.." İzah eder misiniz?
Değerli Kardeşimiz;
"Ve keza, ibadet, dünya ve âhiret saadetlerine vesile olduğu gibi, maaş ve maâde, yani dünya ve âhiret işlerini tanzime sebeptir ve şahsî ve nev’î kemâlâta vasıtadır ve Hâlık ile abd arasında pek yüksek bir nisbet ve şerefli bir rabıtadır."(1)
Allah, insanın istidat ve melekelerini tekâmül ve terakki ettirecek bir fıtrata yaratmış, ona göre de âza ve latifeler ihsan etmiştir. İnsan ibadet vesilesiyle, bütün âza ve latifelerini, istidat ve melekelerini terakki ve tekemmül ettirir. Mesela, kulak zikr-i İlahi ile cilalanır, nur-u iman ile nurlanır, ondan sonra kâinatın tesbih ve tehlillerini işitmeye başlar.
Üstad Hazretleri bu hakikate şu şekilde işaret ediyor:
"Hattâ kulaktaki zar, nur-u iman ile ışıklandığı zaman, kâinattan gelen mânevî nidaları işitir. Lisan-ı hal ile yapılan zikirleri, tesbihatları fehmeder. Hattâ o nur-u iman sayesinde rüzgârların terennümatını, bulutların nâralarını, denizlerin dalgalarının nağamatını ve hâkezâ yağmur, kuş ve saire gibi her neviden Rabbânî kelâmları ve ulvî tesbihatı işitir. Sanki kâinat, İlâhî bir musikî dairesidir. Türlü türlü avazlarla, çeşit çeşit terennümatla kalblere hüzünleri ve Rabbânî aşkları intiba ettirmekle kalbleri, ruhları, nuranî âlemlere götürür, pek garip misalî levhaları göstermekle o ruhları ve kalbleri lezzetlere, zevklere garkeder."(2)
Demek her bir ibadet, insanın meleke ve kabiliyetlerini cilalandıran ve nurlandıran ilahî bir iksir ve bir reçete hükmündedir. İbadeti terk eden adam, zamanla kalp ve ruh aynasının kararmasına ve imanın kemalatını hayatında izhar edememesine sebep oluyor. Kendi âlemi ışıksız ve nursuz kalan bir adamın, eşyanın üstündeki tecelli ışıklarını görmesi mümkün değildir.
İbadet sadece manevî terakkide değil, maddî terakkide de çok mühim bir sebeptir. İnsan, bütün hayvanlardan mümtaz ve müstesna olarak, acib ve lâtif bir fıtratta yaratılmıştır. Bu üstün yaratılış ve büyük istidat, insanda çeşit çeşit meyiller ve arzular meydana gelmiştir. Meselâ, insan, en mümtaz şeyleri ister, en güzel şeylere meyleder, süslü ve mükemmel şeyleri arzu eder, insaniyete lâyık bir geçimle ve şerefle yaşamak ister.
Şu meyil ve arzuların icabı üzerine, yiyecek, giyecek ve sair ihtiyaçlarını istediği gibi, güzel bir şekilde tedarikinde çok sanatlara ihtiyacı vardır. O sanatlara tek başına hâkimiyeti olmadığından, hemcinsleri ile teşrik-i mesai etmeye mecbur olur ki, her birisi, farklı sahalarda ve işlerde çalışmakla, bir diğeri ile değiş tokuş suretiyle yardımda bulunsun ve bu sayede ihtiyaçlarını temin edebilsinler. Yoksa her insanın kendi ihtiyaçlarını tek başına temin etmesi mümkün değildir.
Fakat insandaki şehvet, öfke ve akıl kuvvetleri Allah tarafından sınırlandırılmadığı, insanın kendi iradesi ile maddî ve manevî terakkisini temin etmek için bu kuvvetler başıboş bırakıldığından, paylaşmada ve mesaide zulüm ve tecavüzler meydana çıkıyor. Bu tecavüz ve zulümleri bertaraf etmek için, insanlık, çalışmalarının neticelerini değiş tokuş etmekte adalete muhtaçtırlar.
Lâkin her ferdin aklı, adaleti idrakten âciz olduğundan, küllî bir akla ihtiyaç vardır ki, fertler, o küllî akıldan istifade etsinler. Öyle küllî bir akıl da ancak kanun şeklinde olur ki, o da şeriattır.
Sonra, o şeriatın tesirini, icrasını, tatbikini temin edecek bir merci ve bir sahip lâzımdır. O merci ve o sahip de ancak peygamberdir.
Peygamber olan zâtın da, zahiren ve bâtınen halka olan hâkimiyetini devam ettirmek için, maddî ve manevî bir ulviyete ve bir imtiyaza ihtiyacı olduğu gibi, Hâlık ile olan derece-i münasebet ve alâkasını göstermek için de bir delile ihtiyacı vardır. Böyle bir delil de ancak mu’cizelerdir.
Sonra, Cenab-ı Hakk’ın emir ve yasaklarına itaat ve teslimiyeti tesis ve temin etmek için, O’nun azametini zihinlerde tesbit etmeye ihtiyaç vardır. Yani her insanın gönül dünyasında Allah inancının yerleşmesi ve kökleşmesi gerekiyor. Bu da iman ile olur. İmana dair hükümlerin insanın manevî âleminde kökleşmesi ve tekâmül etmesi de ancak ibadetle mümkündür.
Hulasa; ibadet, insanın bütün hayatını tanzim edip hal yoluna koyan ilahî bir iksirdir.
(1) bk. İşârâtü'l-İ'câz, Bakara Sûresi, Âyet: 21,22
(2) bk. a.g.e., 6. Ayet Tefsiri
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü