"İçtihad kapısı açıktır. Fakat şu zamanda oraya girmeye altı mâni vardır." İçtihat kapısının açık olmasını nasıl anlamalıyız; madem girmeye mâni var, o halde kapı neden açık, hikmeti nedir?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Semavi ve ilahi dinler, esas ve temel noktasında aynıdırlar. Yani Hazret-i Âdem (as)'dan Hazret-i Peygamber Efendimize (asm) kadar gelen ve geçen bütün dinlerin temeli ve esası aynıdır. Bu noktadan bakıldığında hak din tektir o da İslam dinidir. Bu temel ve esas olan kısım ise; iman ve bazı ibadetlere ait kısımlardır. İman ve bazı ibadetler bütün semavi dinlerde aynıdır, değişmez.

Bir de insanların örf ve âdetlerinden kaynaklanan, farklı kültürler vardır. Allah bu içtimai farklılıkları nazara alarak, her kavmin bünyesine uygun şeriat ve nebiler göndermiştir. Hatta aynı zaman ve mekân içinde iki farklı din ve peygamber bile gönderilmiştir. Hazret-i Musa (as) ile Hazreti Şuayb (as)‘ın farklı şeriatleri buna delildir. Tabiatiyle bu farklılıklar dinin temelinde ve esasında değil, teferruat meselelerdedir. Hazret-i Musa (as)’in getirdiği katı ve zor şeriatı, Hazret-i İsa (as) daha yumuşak ve kolay hale getirmiştir. Hazret-i İsa zamanında helal olan bazı şeyler, İslam şeriatında haram kılınmış, haram olanlar da helal kılınmıştır.

"Zamanın değişmesi ile hükümler de değişir." kaidesi, İslam fıkhının ve kâinata konulan adetullahın ana umdelerindendir. Ama bu hüküm değişkenlik gösteren insanların içtimaî yapısı ile alakalıdır. Zira insanlık sürekli tebeddül ve tağayyür ile tekâmül etmektedir. Hazret-i Âdem zamanındaki içtimaî yapı ile Peygamber Efendimiz (asm)'ın dönemindeki içtimai yapı arasında büyük fark olmuştur.

İnsanlık haberleşme ve ulaşım vasıtalarının gelişmesi sayesinde müşterek ve cihanşumül değerlere doğru yaklaştığı için, Allah son peygamberini ve son dinini tüm insanlığa göndermiştir. Artık farklı nebi ve dinlere ihtiyaç kalmamıştır. Ama yine de bütün insanlık bir sınıf seviyesine gelmediği için, İslam dini farklı örf ve adetlere hitap edip cevap verecek içtihat ve mezhep kapısını kapamamıştır.

Üstad bu manaya şöyle işaret ediyor;

"Enbiya-yı sâlife zamanında tabakat-ı beşeriye birbirinden çok uzak ve seciyeleri hem bir derece kaba, hem şiddetli ve efkârca iptidaî ve bedeviyete yakın olduğundan, o zamandaki şeriatler, onların haline muvafık bir tarzda ayrı ayrı gelmiştir. Hatta bir kıt'ada, bir asırda ayrı ayrı peygamberler ve şeriatler bulunurmuş. Sonra, Âhir zaman Peygamberinin gelmesiyle, insanlar güya iptidai derecesinden idadiye derecesine terakki ettiğinden, çok inkılâbat ve ihtilâtatla akvâm-ı beşeriye bir tek ders alacak, bir tek muallimi dinleyecek, bir tek şeriatle amel edecek vaziyete geldiğinden, ayrı ayrı şeriate ihtiyaç kalmamıştır, ayrı ayrı muallime de lüzum görülmemiştir. Fakat tamamen bir seviyeye gelmediğinden ve bir tarz-ı hayat-ı içtimaiyede gitmediğinden, mezhepler taaddüt etmiştir. Eğer, beşerin ekseriyet-i mutlakası, bir mekteb-i âlinin talebesi gibi, bir tarz-ı hayat-ı içtimaiyeyi giyse, bir seviyeye girse, o vakit mezhepler tevhid edilebilir. Fakat bu hal-i âlem o hale müsaade etmediği gibi, mezâhib de bir olmaz."(1)

İnsanlık, aynı anlayış ve kültür kalıbına girer, aynı iklim ve coğrafi şartlara adapte olabilirse; ancak o zaman mezhepler ortadan kalkar, böyle bir şey de asla mümkün değildir.

İki misalle bu meseleyi izah edelim:

Başların mesh edilmesinde, üç ayrı içtihat ve üç farklı mezhep görüşü vardır. Malikî Mezhebi'ne göre; başın tamamı mesh edilir, Hanefî Mezhebi'ne göre ise başın dörtte biri mesh edilir, Şafiî Mezhebi'ne göre ise parmak ucu ile ıslatmak kâfidir.

Şimdi kutuplarda yaşayan bir Müslüman için en isabetli görüş Şafiî mezhebinin görüşüdür. Zira orada yaşayan biri Malikî mezhebini tatbik etse hasta olur. Aynı şekilde Afrika'da yaşayan bir Müslüman içinde en mutabık görüş Malikî mezhebinin görüşüdür. Zira sıcak memlekette başın tamamının meshedilmesi güzeldir.

Coğrafya ve iklim olarak vasat olan yerlerde de Hanefî mezhebinin görüşü mutabıktır. Şimdi mezhep nasıl cem olur, Afrika ve kutuplarda yaşayanları vasat olan bir coğrafyaya cem edebilirsen ki bu imkânsız bir şeydir; ancak o zaman mezhepleri de cem edebilirsin, yoksa mezhepleri birleştirmek muhaldir.

Mezhepler sosyolojik bir hakikattir, içtimai farklılıkların bir neticesidir. Allah ve Resulü bu hakikatlere rahmet olsun diye, ayet ve sünnetlerini içtihada müsait bir kıvamda tayin etmiştir. Yoksa bir kalıp koyup, bütün milletleri o kalıp içine sokmak fıtri olmazdı. İşte İslam’ın fıtrata uygunluğu buradandır.

Mezhepler içtihatlarını hariçten İslam’a sokmamışlar, İslam’ın içinde var olan ama herkesin göremediği hafi manaları ve hükümleri içtihat vasıtası ile açığa çıkarmışlardır. Böyle olunca bu mezheplerin hepsi haktır ve şeriatın bir meselesidir.

1) bk. Sözler, Yirmi Yedinci Söz, Hatime.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...