Block title
Block content

İhlas Risalesindeki, ehli nifakın ittifakı ve ehli imanın ihtilafı meselesini izah eder misiniz?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Ehli nifak yani; kafir ve zındıklar, birlik kurup beraber hareket edebildikleri halde, ehli iman ve Müslümanlar birlik ve beraberliği tesis edemiyorlar. Halbuki tersi olması gerekir, yani ehli iman birlik içinde, ehli nifak olan kafirler ise ihtilaf içinde olmaları gerekir. İşte Üstad, İhlas Risalesi'nde bu acı gerçeğin nedenlerini ve gerekçelerini izah ediyor. Bu nedenler ve gerekçeler çok uzun olmasından biz bir tanesini özet olarak verelim.

"BİRİNCİSİ"

"Ehl-i hakkın ihtilâfı hakikatsizlikten gelmediği gibi, ehl-i gafletin ittifakı dahi hakikattarlıktan değildir. Belki ehl-i dünyanın ve ehl-i siyasetin ve ehl-i mektep gibi hayat-ı içtimaiyenin tabakatına dair birer muayyen vazife ile ve has bir hizmet ile meşgul taifelerin, cemaatlerin ve cemiyetlerin vazifeleri taayyün edip ayrılmış. Ve o vezâif mukabilindeki alacakları maişet noktasındaki maddî ücret ve hubb-u cah ve şan ve şeref noktasında teveccüh-ü nâstan alacakları  mânevî ücret taayyün etmiş, ayrılmış. Müzâhame ve münakaşayı ve rekabeti intaç edecek derecede bir iştirak yok. Onun için, bunlar ne kadar fena bir meslekte de gitseler, birbiriyle ittifak edebilirler."

"Amma ehl-i din ve ashab-ı ilim ve erbab-ı tarikat ise, bunların herbirisinin vazifesi umuma baktığı gibi, muaccel ücretleri de taayyün ve tahassus etmediği ve herbirinin makam-ı içtimaîde ve teveccüh-ü nâsta ve hüsn-ü kabuldeki hissesi tahassus etmiyor. Bir makama çoklar namzet olur. Maddî ve mânevî herbir ücrete çok eller uzanabilir. O noktadan müzâhame ve rekabet tevellüt edip vifakı nifaka, ittifakı ihtilâfa tebdil eder."

"HAŞİYE: İhtar: Teveccüh-ü nâs istenilmez, belki verilir. Verilse de onunla hoşlanılmaz. Hoşlansa ihlâsı kaybeder, riyâya girer. Şan ve şeref arzusuyla teveccüh-ü nâs ise, ücret ve mükâfat değil, belki ihlâssızlık yüzünden gelen bir itab ve bir mücazattır. Evet, amel-i salihin hayatı olan ihlâsın zararına teveccüh-ü nâs ve şan ve şeref, kabir kapısına kadar muvakkat olan bir lezzet-i cüz'iyeye mukabil, kabrin öbür tarafında azâb-ı kabir gibi nâhoş bir şekil aldığından, teveccüh-ü nâsı arzu etmek değil, belki ondan ürkmek ve kaçmak lâzımdır. Şöhretperestlerin ve şan ve şeref peşinde koşanların kulakları çınlasın!"(1)

Kafirler dünyada işlerini ve ücretlerini taksim edip, tanzim ettiği için, kendi aralarında ihtilafa sebep olacak noktaları bu tedbir ile halletmişler. Tabiri yerinde ise; ücret ve menfaatleri kendi aralarında pay etmişler, bu yüzden kimse payını kaybetmemek için kavga ve rekabet etmiyor.

Ama Müslümanlar içinde böyle bir teşriki mesai ve tanzim işi yoktur. Bir Müslüman için ayrılmış bir ücret, bir pay olmadığı için, hedef ve gayesi muallakta kalıp umuma bakıyor, yani potansiyel olarak her şey onun hedefinde gibi oluyor. Böyle olunca sair dindaşları ile karşı karşıya gelmesi kaçınılmaz hale geliyor.

(1) bk. Lem'alar, Yirminci Lem'a.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Birinci Sebep | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 6011 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...