İkinci Nükte’de insanın iki vechinden bahsediliyor. Birisi enaniyet ciheti ile dünyaya bakan yüzü, diğeri ise ubudiyyet ciheti ile âhirete bakan yüzü... Bu iki vechi misâllerle açabilir misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Enaniyet; benlik demektir. İnsanın bütün maddî ve manevî cihazları yanında, makamı, serveti, tahsil durumu, memleketi, yaşı, boyu, kilosu gibi onun hakkındaki bütün bilgiler enaniyet cihetine dâhildir.

Ubûdiyet ciheti ise, insanın kul olduğunu bilmesi, kulluğun üç temel vasfı olan “sonsuz aczinin, fakrının ve noksanlığının” şuurunda olması, Allah’ın ihsan ettiği maddî ve manevî nimetlere karşı şükür ve ibâdet vazifesini yerine getirmesidir.

İnsan her şeye muhtaç yaratılması cihetiyle sonsuz fakir, bunların hiçbirini kendi kuvvetiyle yapamaması cihetiyle de sonsuz âcizdir. Ayrıca insan, yorulması, unutması, uyuması, mekâna bağlı bulunması, iradesinin cüz’î olması gibi çok cihetlerle de nâkıstır, kusurludur.

Risalelerde ehemmiyetle nazara verildiği gibi insan, acziyle Allah’ın kudretine, fakrıyla gınasına ve rahmetine ayna olduğu gibi, naks ve kusuruyla da O’nun kemâline ayna olmaktadır. İşte kendini bu mânada değerlendiren insan, ubûdiyet yolundadır. Ve bu yol onu ibâdete götürür.

İnsan enaniyet cihetiyle, kendisine verilen cihazlarla ve haricî nimet ve imkânlarla bu dünya hayatını sürdürmekte, daha rahat ve huzurlu bir hayat geçirmeye çalışmaktadır. Bunda çoğu insanın başarıya ulaştığı da söylenemez. Zira bütün imkânları yerinde olsa bile kendisini üzen bir hâdise bunların hepsini geride bırakmakta ve o kişiye dünyayı zindan edebilmektedir.

Ubûdiyet ciheti ise, âhiret hayatına bakmaktadır. Her insan sonsuz âciz, fakir ve nâkıs olduğuna göre, bu cihette herkesin yeterince sermayesi var demektir. Mühim olan bunları yerinde ve doğru kullanabilmektir.

Ene, hakikatte olmadığı halde, var gibi düşünülen bir sahiplenme, bir kabullenme duygusudur. Meselâ insanın, eline, “benim elim”, gözüne “benim gözüm” demesi buna misal olarak verilebilir. İşte buradaki “benim” ifadesi enedir. Halbuki hakikat noktasında ne el, ne göz, ne de diğer organlar insanın kendi malı değildir, hepsi emanettir, hepsinin hakiki sahibi Allah’tır.

Allah insana bu sahiplenme hissini, kıyas yoluyla İlâhi isimleri ve sıfatları bilmesi için vermiştir. Yani insandaki cüz’î ilim, cüz’î kudret, cüz’î irade, cüz’î sahiplenme duygularının hepsi, Allah’ın isim ve sıfatlarına açılan bir penceredir. İnsan bu pencere o isim ve sıfatları bilir.

Meselâ der; "Ben şu taşı kuvvetimle kaldırıyorum, Allah ise dünyamızı güneş etrafında bir sapan taşı gibi çeviriyor. Ben cüz’î ilmimle şu şeyleri bilirim, Allah ise sonsuz ilmi ile her şeyi bilir. İnsan sahip olduğu bu cüz’î ve farazî hatlar ile kıyas yaparak, Allah’ın sonsuz isim ve sıfatlarını idrak eder. Şâyet bu sahiplenme hissi olmasa idi, insan bu kıyası yapamayacağı için, Allah’ın o sonsuz sıfatlarını idrak edemeyecekti.

Burada izah ve tarif edilen benlik hissinin yüzü, insana terakki veren, insana marifet kapılarını açan ve insanı nihâyetsiz makamlara çıkaran müsbet ve hayır yüzüdür. İnsan bu farazî ene duygusunu bu cihetle kullandığı zaman, kulluğun temelini ve esasını yakalamış olur. İnsan, Allah’ın isim ve sıfatlarını tanıyacak şekilde yaratılmıştır. Ona düşen vazife, iradesini bu yönde sarf etmesidir. Benlik hissinin bu yüzünü nübüvvet mesleği ve onu mesleği takip eden hayırlı insanlar tutmuştur.

Ene ve benlik hissinin bir de menfi ve dünyaya bakan yüzü vardır. Şayet insana verilen ene ve benlik hissi küfür ve inkâr tarlasında yeşerip beslenirse, bu kez durum aksine döner. Yani ene ve benlik öyle bir histir ki, hayırda istihdam edilirse, insanı aziz bir kul yapar, şerde ve küfürde istihdam edilirse, ona ulûhiyet dava edecek kadar haddini tecavüz ettirir.

Enaniyetine güvenen, Allah’ın ihsan ettiği nimetleri kendi ilmi ve gücü ile kazandığını vehmeden mütekebbir insanlar, Allah’ın isim ve sıfatlarını okuyamaz, O’nun rubûbiyet ve ulûhiyetini inkâr ederler. Hârika eserleri ya tesadüfe ya da tabiata verirler. Bütün küfür, inkâr, dalâlet ve sapık düşünceler enenin yanlış kullanılmasından meydana gelmiştir. Benlik hissinin bu yüzünü esas alıp geliştiren dinsiz felsefedir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...