Block title
Block content

"O vücutta yapılan binlerce tasarrufattan, ancak bir tane insana aittir." Buradaki "bir tane" nedir? Zamanımızdaki insanların bir olan tasarrufunu bin zannetmelerinin sebebi ne olabilir?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Ene, insanın fıtrat tarlasında ekilmiş bir tohum gibidir. Bu tohum hayra da şerre de kabildir, yani iki yöne de filiz açar sonra ağaç olur.

Bu tohumu iman, ibadet ve tefekkür ile sularsak, bu tohum hayırda filizlenip ağaç olur.  Yok bu tohumu küfür, günah ve felsefe ile sularsak, o zamanda bu tohum şerde filizlenip bir şer ağacı haline gelir.

Yani insandaki ene duygusunu besleyen şey çevre ve verilen eğitimdir. Bu zamanda çevre bozuk verilen eğitim de maddi ve felsefi bir nitelikte olunca, haliyle ene bütün çirkinliği ve şerri ile neşvünema bulmuş ve buluyor. Bu çağın narsist ve egoist bir nitelikte olması bu yüzdendir.

Ene hakikatte olmadığı halde var gibi düşünülen bir sahiplenme bir kabullenme duygusudur. Mesela, insanın ailesine "benim ailem" demesi, evine "benim evim" demesi, vücut ve azlarına "benim vücudum ve benim azalarım" demesi buna örnek olarak verilebilir. İşte buradaki benim ifadesi "ene"dir. Halbuki hakikat noktasından ne aile, ne ev, ne vücut ve ne de azalar insanın değildir. Hepsinin gerçek sahibi Allah’tır.

Allah insana bu sahiplenme duygusunu, mutlak isim ve sıfatlarını kavratmak ve kıyas yapmak için vermiştir. Yani insandaki cüzi ilim, cüzi kudret, cüzi irade, cüzi sahiplenme duygularının hepsi Allah’ın  isim ve sıfatına açılan bir pencere gibidir. İnsan bu pencere ile Allah’ın isim ve sıfatlarını kavrar.

Mesela, der "Ben şu küçük hanemin müdebbiriyim, Allah ise bütün kainat hanesinin Rabbidir; ben cüzi kudretimle şu evi yaptım, Allah ise sonsuz kudreti ile kainat evini yarattı; ben cüzi ilmim ile şu kadar şeyleri bilirim, Allah ise sonsuz ilmi ile her şeyi bilir her şeye muttalidir; vs..." İnsan sahip olduğu bu cüzi ve farazi hatlar ile kıyas yaparak Allah’ın sonsuz isim ve  sıfatlarını idrak eder. Şayet bu sahiplenme duygusu olmasa idi insan bu kıyası yapmayacağı için Allah’ın o sonsuz sıfatlarını idrak edemeyecekti.

Burada ene ve benlik hissinin yüzü, insana terakki veren insana marifet kapılarını açan ve insanı nihayetsiz makamlara çıkaran  müspet ve hayır yüzüdür. İnsan bu farazi ene duygusunu bu cihetle kullandığı zaman kulluğun temelini ve özünü yakalamış oluyor.

İnsanın manevi cephesi Allah’ın isim ve sıfatlarını tanımak üzere tasarlanmıştır, insana düşen ise bu tasarımı bu yönde sarf etmektir.

Dalalet ve şerrin yüz cüzü varsa, bunun doksan dokuzu adem ve menfidir. Bir cüzü ise yaratılma noktasıdır ki yaratan Allah olduğu için, bu cüze menfi ve adem demek doğru olmaz. Zira "halkı şer, şer değil kesbi şer, şerdir." Yani şerri yaratmak şer ve menfi değil, onu irade ile sahiplenip işlemek şer ve menfidir. Üstad Hazretleri küçük bir istisna ile bunu hariç tutuyor. Yani şerrin ve dalaletin yüz payından bir payı Allah’a aittir ki bu pay şerrin yaratılmasıdır.

Hayır ve hidayetin de yüz cüzü varsa, bunun doksan dokuzunu yaratan Allah’tır. Geri kalan talep ve istemek cüzü ki bu kula ait bir cüzdür. Yani insanın ibadet ve hidayeti yaratma noktasında hiçbir müdahalesi yoktur, sadece bunları isteme ve talep etme payı vardır ki bu da cüz-i iradesi ile oluyor.

İnsana ait olan tek şey iradesidir ve o da icat ve yaratma gücüne sahip değildir. Allah sonsuz kudretini insanın iradesine rapt etmiş; insan iradesi ile ister, Allah da sonsuz kudreti ile yaratır. "Ancak bir tanesi insana aittir" sözü bu anlamdadır. Yoksa bir nicelik ve kemiyet vurgusu değildir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Katre | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 2062 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...