İnkarcılar, Cenab-ı Hakk'ın emirlerine "tabiat kanunları" ismini veriyorlar. Tabiatın kanun koyamayacağını, o kanunların Allah´ın emirleri olduğunu izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Fakat sukuttan sonra tabiat tevbe etti. Hakikî vazifesi tesir ve fiil olmadığını, belki kabul ve infial olduğunu anladı. Ve kendisi kader-i İlâhînin bir nevi defteri -fakat tebeddül ve tagayyüre kabil bir defteri- ve kudret-i Rabbâniyenin bir nevi programı ve Kadîr-i Zülcelâlin bir nevi fıtrî şeriati ve bir nevi mecmua-i kavânîni olduğunu bildi. Kemâl-i acz ve inkıyadla vazife-i ubudiyetini takındı ve 'fıtrat-ı İlâhiye' ve 'san'at-ı Rabbâniye' ismini aldı."(1)

Tabiatın iki yüzü vardır. Birisi maddeci felsefenin iddia ettiği ve batıl olan muhayyel bir İlah tasavvurudur. Yani bunların vehmine göre kainatın umumunda cereyan eden kanunların ve sebeplerin toplamından hasıl olan ve bu kanunları ve sebepleri ve ondan sudur eden neticeleri yaratan ve tedbir eden bir tabiat var ki, her şeyin tedbir ve dizgini bu tabiatın elindedir. Bu tabiat anlayışı tamamen maddeci felsefenin uydurduğu batıl bir vehimdir.

Bu ahmaklar, Allah’ın, kainat ve sebepler üstünde harika bir şekilde tecelli ve tezahür eden rububiyetini uzaktan uzağa hissetmişler ve buna da kendilerince tabiat demişlerdir. Tabiat dedikleri şey bu vechesi ile yoktur ve hayali bir kurgudur. Temsildeki “sukut etmek” tabiri de bu fikrin çürütülmesine bir işaret ediyor.

Tabiatın ikinci yüzü ise, sebepler ve alemdeki umumi mizan ve nizamdır ki, bu var ve mevcuttur. Bütün bu sebepleri ve sebepler üstünde parlayan intizam ve mizanları icat edip yaratan, Allah’ın kudret sıfatıdır. Bütün eşyanın ve maddenin denge ve manalarını da bu intizam ve mizana bağlamıştır. Tabiri yerinde ise, tabiat denilen şey bir tuval ise, eşya da bu tuval üstünde duran nakış ve resimlerdir. Tuvalı ve tuval üstündeki nakış ve resimleri icat edip resmeden de Allah’ın kudreti ve sıfatlarıdır. İşte tabiatın kabul ve infial olması ve isminin fıtrat-ı İlahi ve sanat-ı Rabbaniye olması da bu cihetledir.

Tabiat bir sanattır sanatkar olamaz; bir fiildir fail olamaz; bir edilgendir etken olamaz; bir mistardır mastar olamaz; vehmi bir kurgudur, hakikat ve gerçek olamaz.

Mistar, ustanın sanatında kullandığı bir alettir. Mastar ise, işi yapan hakiki fail demektir. Şimdi binayı yapan usta meydanda dururken, ustanın aletine işaretle, işte binanın mucidi budur demek, ahmaklığın en acayibi olsa gerek. Tabiat ve esbap denilen şeyler olsa olsa Allah’ın sanatlarında bir alet, bir araç, bir bahane olabilir; bundan fazlasını bunlara vermek akla aykırı bir durumdur.

Yukarıda taksim ettiğimiz paragrafta, tabiatın tövbe etmesi ise mecazi bir ifade olup, bu fikrin veya bu fikri savunanların hidayet karşısında yapacak bir şeylerinin olmamasına işaret ediyor.

Dipnotlar:

(1) bk. Sözler, Otuz İkinci Söz (Haşiye).

İlave bilgi için okuyunuz:

Tabiat Risalesi (Yirmi Üçüncü Lem'a)

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

BENZER SORULAR

Yükleniyor...