"İnsan, küçük bir mikyasta, kâinattaki hakaik-i imaniyeyi şuhud derecesinde gösterebilir." cümlesini izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İnsan maddî ve manevî duygu ve cihazlar sayesinde kâinatın küçültülmüş bir özeti gibidir. Bu sebeple kâinatta tecelli bütün isim ve sıfatlar insanda da tecelli etmiştir. Kâinat büyük kitap, insan ise bu kitabın fihristesi ve özeti hükmündedir.

Mesela; Allah’ın Musavvir ismi semayı ve yeryüzünü nasıl tasvir etmiş ise, insanın suretini de aynı şekilde tasvir etmiştir. Yeryüzü tevhidin nasıl bir mührü ise, insanın siması da aynı şekilde belki daha parlak bir mühürdür.

Buradaki iman hakikatleri Allah’ın varlığı ve birliği, isim ve sıfatlarının tecellileri manasındadır. İmanın diğer rükünleri de bu iman rüknüne dayanmaktadır.

"Meselâ: Kâinatta Levh-i Mahfuz'un gayet kat'î bir delil-i vücudu ve bir nümunesi, insandaki kuvve-i hâfızadır ve âlem-i misalin vücuduna kat'î delil ve nümune, kuvve-i hayaliyedir ve kâinattaki ruhanîlerin bir delil-i vücudu ve nümunesi, insandaki kuvvelerdir ve latifelerdir ve hâkeza... İnsan, küçük bir mikyasta, kâinattaki hakaik-i imaniyeyi şuhud derecesinde gösterebilir."

Üstadımızın bu paragrafta kullandığı delil, işarî ve remzîdir. Yani insanın mahiyetinde öyle duygu ve latifeler var ki, bunlar sanki diğer gaybî âlemlerin insandaki ucu ve numunesi hükmündedir.

Nasıl ki, küçük su damlaları büyük bir nehre veya denize işaret edip ispat ediyorsa, aynı şekilde insandaki hayal kuvvesi de küçük su damlaları misali, âlem-i misale işaret etmektedir. Aynı husus, insanların hafızası ile büyük hafıza hükmünde olan Levh-i Mahfuz için de geçerlidir.

Küçük bir kâinat olan insan, maddî ve manevî olarak iki esastan oluşur. Başka bir ifade ile insanın görünen ve görünmeyen, yani mülk ve melekût olmak üzere iki ciheti vardır. Beyni görünür ama aklı görünmez, kalbi görünür ama sevgisi ve vicdanı görünmez, kulağı görünür ama işitmesi görünmez. İnsanın bedeni mülk, ruhu melekûttur.

Aynen öyle de büyük bir insan olan kâinat da iki esastan oluşmaktadır; biri görünen, diğeri ise görünmeyen tarafıdır. Bu âlemin de görünen kısmı mülk, onda vazife yapan manevi kanunlar ise melekût olurlar. Görünen kısmı şehadet âlemi, görünmeyen tarafı ise, melekler, cinler, şeytanlar ve ruhanilerdir. İnsan kendi mahiyetinde numune olarak bulunan duygu ve kuvvelere bakarak, o gaybî âlemleri şuhud (görüyor gibi) derecesinde görebilir. Dumanın ateşe işareti gibi, insanın mahiyeti de gaybi âlemlere işaret eder. Tabi bu bakış, diğer kuvvetli deliller ile teyit edildiğinde daha bir kuvvet kazanır, aklı ve vicdani çürümemiş herkesi ikna edebilir.

"Ve kâinattaki ruhanîlerin bir delil-i vücudu ve nümunesi, insandaki kuvvelerdir ve lâtifelerdir. İnsan küçük bir mikyasta kâinatta hakaik-i imaniyeyi şuhud derecesinde gösterebilir."

Bu cümle; insan, imanın altı rüknünü şuhud derecesinde gösterir şeklinde anlaşılmakla birlikte, imanın ana ve esas rüknü olan Allah’a iman esasını şuhud derecesinde gösterir şeklinde de anlaşılabilir. Çünkü konunun bütünlüğüne bakıldığında, insanın Allah’ın isim ve sıfatlarına nasıl bir tecelli mahalli olduğu işleniyor. Yani insan o harika fıtratı ile İlâhî isim ve sıfatları öyle parlak bir şekilde üzerinde gösteriyor ki, gören ve okuyan Allah’ın varlığından ve birliğinden asla şüphe etmez.

Bununla beraber, insanın mahiyeti imanın diğer rükünlerine de işaretler taşır. Mesela insanın ruhu, hisleri ve latifeleri, meleklere ve ruhanilere işaret etmektedir.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

Ummu Nur

"İnsan, küçük bir mikyasta, kâinattaki hakaik-i imaniyeyi şuhud derecesinde gösterebilir." Peygamberler ve meleklere imanı nasıl gösterebiliriz?

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)

“Ve kâinattaki ruhanîlerin bir delil-i vücudu ve nümunesi, insandaki kuvvelerdir ve lâtifelerdir. İnsan küçük bir mikyasta kainatta hakaik-i imaniyeyi şuhud derecesinde gösterebilir.”(1)

ifadesinden insan, imanın altı rüknünü şuhut derecesinde gösterir şeklinde anlaışlmakla birlikte, imanın ana ve esas rüknü olan Allah’a iman esasını şuhut derecesinde gösterir şeklinde de anlaşılabilir.

Çünkü konunun bütünlüğüne bakıldığında, insanın Allah’ın isim ve sıfatlarına nasıl bir tecelli merkezi olduğu işleniyor. Yani insan o harika fıtratı ile ilahi isim ve sıfatları öyle parlak bir şekilde üzerinde gösteriyor ki, gören ve okuyan Allah’ın varlığı ve birliğinden asla şüphe etmez.

Bununla beraber, insan imanın diğer rükünlerine de işaretleri üzerinde bulunduran ve gösteren bir mahiyete sahiptir. Soruda geçen peygamberlere ve meleklere olan şehadetine bakalım.

Mesela insanda ruh ve o ruhta melekeler ve güzel hisler ve latifeler vardır. Bunların hepsi meleklere ve ruhanilere işaret etmektedir. Üstadımız:

"Elbette küre-i arzdan daha lâtif, daha nuranî, daha büyük, daha ehemmiyetli olan ecrâm-ı semâviye, ölü, câmid, hayatsız, şuursuz kalması imkân haricindedir."

"Demek gökleri, güneşleri, yıldızları şenlendirecek ve hayattar vaziyetini verecek ve netice-i hilkat-i semâvâtı gösterecek ve hitâbât-ı Sübhâniyeye mazhar olacak olan zîşuur, zîhayat ve semâvâta münasip sekeneler, herhalde sırr-ı hayatla bulunuyorlar ki, onlar da melâikelerdir."(2)

diyerek bu hakikate işaret eder.

Ayrıca hayatın, özellikle kamil hayat sahibi olan insanların peygamberlerin varlığına olan delaletleri ve işaretleri gayet açıktır. Üstadımız bu konuya şöyle işaret ediyor:

"Hem hayatın sırr-ı mahiyeti, peygamberlere iman rüknüne bakıp remzen ispat eder. Evet, madem kâinat, hayat için yaratılmış ve hayat dahi Hayy-ı Kayyûm-u Ezelînin bir cilve-i âzamıdır, bir nakş-ı ekmelidir, bir san’at-ı ecmelidir."

"Madem hayat-ı sermediye, resullerin gönderilmesiyle ve kitapların indirilmesiyle kendini gösterir."

(Evet, eğer kitaplar ve peygamberler olmazsa, o hayat-ı ezeliye bilinmez. Nasıl ki bir adamın söylemesiyle diri ve hayattar olduğu anlaşılır; öyle de bu kâinatın perdesi altında olan âlem-i gaybın arkasında söyleyen, konuşan, emir ve nehyedip hitap eden bir Zâtın kelimâtını, hitâbâtını gösterecek, peygamberler ve ellerinde nâzil olan kitaplardır.)

"Elbette kâinattaki hayat, kat’î bir surette Hayy-ı Ezelînin vücûb-u vücuduna kat’î şehadet ettiği gibi; o hayat-ı Ezeliyenin şuââtı, celevâtı, münâsebâtı olan “irsâl-i rusül” ve “inzâl-i kütüb” rükünlerine bakar, remzen ispat eder."(3)

Dipnotlar:

(1) bk. Lem'alar, Otuzuncu Lem'a, Altıncı Nükte.
(2) bk. age., Beşinci Nükte.
(3) bk. age.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Ummu Nur

Allah ebeden  razı olsun  inşallah   rabbim hizmetlerinizi  makbul eylesin

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...