"İnsan, küçük bir mikyasta, kâinattaki hakaik-i imaniyeyi şuhud derecesinde gösterebilir." Peygamberler ve meleklere imanı nasıl gösterebiliriz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

“Ve kâinattaki ruhanîlerin bir delil-i vücudu ve nümunesi, insandaki kuvvelerdir ve lâtifelerdir. İnsan küçük bir mikyasta kainatta hakaik-i imaniyeyi şuhud derecesinde gösterebilir.”(1)

ifadesinden insan, imanın altı rüknünü şuhut derecesinde gösterir şeklinde anlaışlmakla birlikte, imanın ana ve esas rüknü olan Allah’a iman esasını şuhut derecesinde gösterir şeklinde de anlaşılabilir.

Çünkü konunun bütünlüğüne bakıldığında, insanın Allah’ın isim ve sıfatlarına nasıl bir tecelli merkezi olduğu işleniyor. Yani insan o harika fıtratı ile ilahi isim ve sıfatları öyle parlak bir şekilde üzerinde gösteriyor ki, gören ve okuyan Allah’ın varlığı ve birliğinden asla şüphe etmez.

Bununla beraber, insan imanın diğer rükünlerine de işaretleri üzerinde bulunduran ve gösteren bir mahiyete sahiptir. Soruda geçen peygamberlere ve meleklere olan şehadetine bakalım.

Mesela insanda ruh ve o ruhta melekeler ve güzel hisler ve latifeler vardır. Bunların hepsi meleklere ve ruhanilere işaret etmektedir. Üstadımız:

"Elbette küre-i arzdan daha lâtif, daha nuranî, daha büyük, daha ehemmiyetli olan ecrâm-ı semâviye, ölü, câmid, hayatsız, şuursuz kalması imkân haricindedir."

"Demek gökleri, güneşleri, yıldızları şenlendirecek ve hayattar vaziyetini verecek ve netice-i hilkat-i semâvâtı gösterecek ve hitâbât-ı Sübhâniyeye mazhar olacak olan zîşuur, zîhayat ve semâvâta münasip sekeneler, herhalde sırr-ı hayatla bulunuyorlar ki, onlar da melâikelerdir."(2)

diyerek bu hakikate işaret eder.

Ayrıca hayatın, özellikle kamil hayat sahibi olan insanların peygamberlerin varlığına olan delaletleri ve işaretleri gayet açıktır. Üstadımız bu konuya şöyle işaret ediyor:

"Hem hayatın sırr-ı mahiyeti, peygamberlere iman rüknüne bakıp remzen ispat eder. Evet, madem kâinat, hayat için yaratılmış ve hayat dahi Hayy-ı Kayyûm-u Ezelînin bir cilve-i âzamıdır, bir nakş-ı ekmelidir, bir san’at-ı ecmelidir."

"Madem hayat-ı sermediye, resullerin gönderilmesiyle ve kitapların indirilmesiyle kendini gösterir."

(Evet, eğer kitaplar ve peygamberler olmazsa, o hayat-ı ezeliye bilinmez. Nasıl ki bir adamın söylemesiyle diri ve hayattar olduğu anlaşılır; öyle de bu kâinatın perdesi altında olan âlem-i gaybın arkasında söyleyen, konuşan, emir ve nehyedip hitap eden bir Zâtın kelimâtını, hitâbâtını gösterecek, peygamberler ve ellerinde nâzil olan kitaplardır.)

"Elbette kâinattaki hayat, kat’î bir surette Hayy-ı Ezelînin vücûb-u vücuduna kat’î şehadet ettiği gibi; o hayat-ı Ezeliyenin şuââtı, celevâtı, münâsebâtı olan “irsâl-i rusül” ve “inzâl-i kütüb” rükünlerine bakar, remzen ispat eder."(3)

Dipnotlar:

(1) bk. Lem'alar, Otuzuncu Lem'a, Altıncı Nükte.
(2) bk. age., Beşinci Nükte.
(3) bk. age.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Yorumlar

Ummu Nur

Allah ebeden  razı olsun  inşallah   rabbim hizmetlerinizi  makbul eylesin

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...