"İnsan, zelil ve fakir ve âciz hayvanların sırasından çıkar; zaafının kuvvetiyle, aczinin kudretiyle, ubudiyetinin şevketiyle, kalbinin şuaıyle, aklının haşmet-i imaniyesiyle hilâfet ve..." Hâkimiyetin zirvesine yükselmek nedir, izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İnsanın mahlûkat üzerindeki hâkimiyet ve halifeliği kendi kuvveti ile değil, acz ve zaafı sayesindedir. İnsan sonsuz aciz ve zayıf olarak yaratılmıştır, tâ ki sonsuz kudret sahibi olan Allah’ın rahmetine ve kudretine istinad etsin, O’na yönelsin, iman ile O’na intisab edip teslim olsun.

"İnsan, şu kâinat içinde pek nazik ve nazenin bir çocuğa benzer: Zaafında büyük bir kuvvet ve aczinde büyük bir kudret vardır. Çünkü, o zaafın kuvvetiyle ve aczin kudretiyledir ki, şu mevcudat ona musahhar olmuş..." (23. Söz)

Bilindiği gibi anne ve babanın çocuğa hizmet etmeleri, şefkat ve merhametlerindendir. Yoksa çocuk onları şahsî kuvveti ve kudretiyle kendine hizmet ettiriyor, değildir.

Güneşinden denizine, arısından balığına kadar bütün mahlûkatın insana hizmet etmeleri de Allah’ın rahmetiyle ve ihsanıyla gerçekleşir. İnsanın bu varlık âlemini kendi şahsî kuvvetiyle emrinde çalıştırmadığı açıktır. Allah, onun zaaf ve aczine merhameten bu mahlûkatı ona hizmet ettirmektedir. İşte bu hakikat “zaaftaki kuvvet ve aczdeki kudret” şeklinde nazarımıza takdim edilmiş bulunuyor.

İşte insanın bu nihayetsiz acizliği ve fakirliğinden dolayı bütün kâinat ona hizmet ettiriliyor. Koca güneş onun sobası ve lambası oluyor, dağlar, denizler ve ovalar hep ona teshir edilmiş, her şey Allah’ın sonsuz şefkati ve inayetiyle onun etrafında pervane gibi döndürülüyor.

İnsan acizliğini hissedip iman ile tevekkül ile Allah’a teslim olduğunda, bütün kâinatın üstünde bir mevkiye çıkar ve arzın halifesi olur. Bu sebeple kâinat bütün unsurları ile insana hizmet edip ona itaatkâr oluyorlar.

Lakin insan iman etmeyip inkâra saparsa, o zaman onun kalbinde ve vicdanında bir istinad noktası kalmayacağından zelil, fakir ve aciz hayvanlardan daha aşağı bir derekeye düşer. Kâinat ve içindeki mahlûkat ona hizmetkâr değil, düşman gibi görünür. Mesela, yıldızlar her an dünyaya çarpıp insan hayatını tehdit eden başıboş bir serseri kurşuna döner.

Evet, insan, iman, marifet, ubudiyet, takva, tefekkür, zikir ve tesbih gibi ulvî ibadetlerle “a'lâ-yı-illiyyîne” çıkar, emin bir halife-i arz, Allah’a aziz bir kul, Peygamber Efendimize (asm.) şerefli bir ümmet olur. İman etmezse ya da iman ettiği halde, kulluk vazifesini yerine getirmezse, ulvî hakikatlerden uzak kalarak nefsinin süflî arzularının peşinden giderse, “esfel-i safilîne” düşer, zelil bir mahlûk olur.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...