Block title
Block content

İnsanda tezahür eden; sanat-ı İlahiye ve nukuş-u esma-i Rabbaniye nelerdir?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

İnsan şu kainatın küçültülmüş bir numunesi ve bir modelidir. Kainat küçülse insan, insan büyütülse kainat olur. Kainatta azametli ve büyük yazılmış tevhit hakikatleri insanın mahiyetinde küçük ve okunaklı bir şekilde yazılmıştır. Bu hususta kainat ile insan müsavidir, fark sadece kemiyettedir, yani boyut ve hacimdedir. İnsan küçük kainat ise büyük bir modeldir.

İnsanı kainat kadar geniş yapan şey ise, insanın fıtratına konulan istidat ve duygulardır. İnsanın mahiyetinde her bir alem ile irtibat kuracak cihaz ve duygular vardır. İnsanın her bir cihazı ve duygusu bir aleme açılan bir penceredir; insan bu duygu penceresi ile o alemi seyreder ve o alemle iletişim kurar.

Mesela göz bir penceredir, mebsurat alemine açılır; kulak bir penceredir, sesler alemini işitir; dokunma duyusu bir penceredir, cismani alemlere açılır; hayal kuvveti bir penceredir, misal alemi ile irtibat kurar; ruh bir menfezdir, ruhlar alemine açılır; kalp aşk ve muhabbet dünyasının kapısıdır, akıl hikmetli mevcudat aleminin mütefekkir bir mütalaacısıdır... Buna benzer binlerce his ve duygular, insanın geniş mahiyetinde mevcuttur ve her birisi bir alem ile irtibatlıdır.

İnsan, ayrıca mahlukat içinde Allah’ın bütün isim ve sıfatlarını tartıp ölçecek geniş mahiyete sahip tek mahluktur. İnsan, sahip olmuş olduğu his ve cihazlar sayesinde Allah’ın bütün isimlerini tartıp ölçebilir.

Mesela midenin açlık hissi ile Rezzak ismini, tat alma duyusu ile Allah’ın Kerem ve Muhsin ismini, cüzi iradesi ile Allah’ın külli irade sıfatını, cüzi ilmi ile Allah’ın sonsuz ilim sıfatını bilebilir. Demek insanın mahiyetindeki her bir cihaz ve duygu, aynı zamanda Allah’ın isimlerine açılan birer kapı, birer pencere hükmündedir.

İşte insanın bu geniş mahiyetinde, duygular suretinde tecelli eden sanat ve nakışlar, Allah’ın isimlerinin birer tecellisi birer tezahürüdür. Yani bu duygular, nakışlar ve sanatlar ile Allah'ın bir çok emsası insanda tecelli ediyor. Göz, kulak, dil, kalp, ruh, akıl ve buna benzer sayısız hissiyat ve duyguların hepsi Allah’ın isim ve sıfatlarının birer nakışları, birer tezahürleri şeklindedir.

Üstad Hazretleri bu hakikate şu şekilde işaret ediyor:

"Üçüncü vecih aynadarlık ise: İnsan, üstünde nakışları görünen esmâ-i İlâhiyeye aynadarlık eder. Otuz İkinci Sözün Üçüncü Mevkıfının başında bir nebze izah edilen insanın mahiyet-i câmiasında nakışları zâhir olan yetmişten ziyade esmâ vardır. Meselâ, yaratılışından Sâni, Hâlık ismini ve hüsn-ü takviminden Rahmân ve Rahîm isimlerini ve hüsn-ü terbiyesinden Kerîm, Lâtif isimlerini, ve hâkezâ, bütün âzâ ve âlâtıyla, cihazat ve cevahiriyle, letâif ve mâneviyâtıyla, havas ve hissiyatıyla ayrı ayrı esmânın ayrı ayrı nakışlarını gösteriyor. Demek nasıl esmâda bir İsm-i Âzam var; öyle de, o esmânın nukuşunda dahi bir nakş-ı âzam var ki, o da insandır."(1)

(1) bk. Sözler, Otuz Üçüncü Söz, Otuz Birinci Pencere.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Otuz Birinci Pencere | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 4709 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
Yükleniyor...