"İnsanları canlandıran emeldir, öldüren yeistir." cümlesini izah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Emel" burada bir insanın hayata dair ümitli, arzulu, gayeli, planlı ve programlı olması demektir. Hayata dair bir planı, programı ve gayesi olmayan insan, ölü hükmündedir. Yani emelsiz insan yürüyen, hareket eden bir cenaze gibidir. Bu cenazelerin de ne kendine ne etrafına ne de insanlığa bir faydası olmaz.

Bu yüzden her insanın içinde hayata dair bir emeli olacak ve olmalıdır. İnsanı diri tutup canlandıran, hatta mübareze ve mücadeleye sevk eden emel mefkûresidir. Maksat ve o maksadı tahakkuk ettirme hayali insana heyecan ve gayret verir. Bir de bu maksad Allah’ın rızasını kazanmak gibi ulvi bir gaye için ise, o zaman bu insan tek başına bir millet gibidir.

Bütün canlıların hayatı incelendiğinde bir emel yani bir gaye için mücadele ettiği görülür. Binlerce kilometre yol katederek yavrularını emniyetli bir yerde dünyaya getiren göçmen kuşları ve bazı balık nevileri bunun delilidir.

"Yeis" yani ümitsizlik ise, hayata dair bir plan, gaye ve programın olmamasıdır. Böyle bir insan kuru bir yığından ibarettir. Gayesiz ve ümitsiz insan olamaz.

"İnsanları canlandıran emeldir, öldüren yeistir." (Mektubat, Hakikat Çekirdekleri: 51.)

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
Okunma sayısı : 5.159
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

şeref askar

İnsanın emelleri vardır bu istekleri, planları yapmak hata mıdır?  Hayatımızda  hedef, plan, program olmadan rastgele yaşamak muvafık mıdır?

mesela tuli emel bir yerde zemmedilirken , diğer bir yerde insani dirilten emeldir der. Bunun vecihi tevfiki nasıldır?

İnsanları canlandıran emeldir; öldüren ye'stir.
Mektubat (RNK) - 513

Re'sü'l-malım, emellerimdir.
Mesnevi-i Nuriye (RNK) - 104

tûl-i emelin menşei olan tevehhüm-ü ebediyeti o rabıta ile izale etmişler.
Lemalar (RNK) - 185
 

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Sorularla Risale

"Tûl-i Emel"in İki Yüzü: Zemmedilen ve Övülen Yönü 

Bu zıtlık, emelin (istek ve planın) hangi niyetle ve hangi yöne doğru kullanıldığıyla ilgilidir.

Zemmedilen Yönü (Kötü Görülen): 

Maddi Tûl-i Emel Risale-i Nur'da ve İslam ahlakında "tûl-i emel"in (uzun, bitmek bilmeyen dünya emelleri) kötülenmesi, genellikle şu bağlamdadır:

İnsan, hiç ölmeyecekmiş gibi veya dünyada sonsuza kadar kalacakmış gibi düşünerek, tüm gayretini yalnızca dünya menfaatlerine, lüksüne ve gelecekteki faydasız şeylere harcar.

Bu tür uzun emeller, kişiyi ahiret hazırlığından, ölümün yakınlığını düşünmekten ve ibadetlerden alıkoyar. Dünya hayatının geçiciliğini unutturur.

"Bütün dünya benim olacak" gibi bitmek bilmeyen ihtiraslar, haksızlığa, bencilliğe ve manevi hastalıklara yol açar.

"tûl-i emelin menşei olan tevehhüm-ü ebediyeti o rabıta ile izale etmişler." (Lemalar - 185) ifadesi, tûl-i emelin kökeninde yatan dünyada ebedî kalma vehmini kaldırmayı işaret ederek bu olumsuz yönü hedefler.

Övülen Yönü (İnsanî ve Diriltici): Manevi ve Meşru Emel 

Emelin, tam tersine insanı harekete geçiren, hayata bağlayan ve ilerleten yönü ise şudur:

Esas emel, ahiretteki ebedî saadeti kazanma, Allah'ın rızasına ulaşma, ilim öğrenme, insanlığa faydalı olma gibi yüce ve manevi hedeflerdir. Bu emeller kişiyi tembellikten kurtarır.

Yaşamsal faaliyetleri idame ettirmek (rızık temini, çoluk çocuğunun geleceği, meşru meslek ve bilimsel çalışmalar) için gerekli olan planlama ve azimdir. Bu, "canlandıran emel"dir, çünkü insanı ümitsizlikten (ye's) ve ataletten kurtarır.

"Re'sü'l-malım, emellerimdir." (Mesnevi-i Nuriye - 104) ifadesi, meşru ve hayırlı hedeflerin, kişinin çabası için bir nevi "sermaye," yani motivasyon ve başlangıç noktası olduğunu belirtir.

"İnsanları canlandıran emeldir; öldüren ye'stir." (Mektubat - 513) ifadesi, emelin ye'sin (ümitsizliğin) panzehiri, hayatta kalma ve faydalı olma arzusunun kaynağı olduğunu vurgular.

Vecih-i Tevfiki (Uzlaştırma Yöntemi) 

Bu iki görüşü uzlaştırmanın ve doğru yaşamanın yolu şudur:

Yapılan her plan ve emelin asıl hedefi dünya refahı değil, Allah rızası ve ahiret hazırlığı olmalıdır. Dünya planları da bu büyük hedefe ulaşmak için birer araç (vesile) olmalıdır.

Hayatın geçiciliğini unutmamak için program ve planlar kısa tutulmalı, yani her an ölüme hazır olunmalı. Ancak ruhu ve eylemi diri tutan "ebedî saadeti kazanma emeli" hep uzun ve diri olmalıdır.

İstek ve plan sahibi olmak fıtridir ve hata değildir. Hata olan, bu istek ve planlarda aşırıya kaçmak (ifrât), meşru sınırları aşmak ve tüm zamanını bunlara harcayarak kulluk görevini ihmal etmektir.

Hayatımızda hedef, plan, program olmadan rastgele yaşamak, ne dünya ne de ahiret için muvafık (uygun) değildir. Emel ve plan, meşru dairede ve ahirete yönelik olduğu sürece insanı canlandıran, ileri götüren ve ümitsizlikten kurtaran birer sermayedir. Ne zaman ki bu emeller, bizi dünyaya bağlayıp ahireti unutturacak bir "tevehhüm-ü ebediyet"e (ebedî kalma vehmine) dönüşür, işte o zaman zemmedilir ve sakınılması gereken bir hata olur.

Özetle; Dünyaya yönelik uzun emeller (Tûl-i Emel) kötüdür, ahirete yönelik yüksek hedefler ve hayatı diri tutan meşru planlar ise iyidir.


 
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.

BENZER SORULAR

Yükleniyor...