"İşte, kader, ilm-i ezelîden olduğu için; ilm-i ezelî, hadisin tabiriyle, manzar-ı âlâdan, ezelden ebede kadar her şey, olmuş ve olacak, birden tutar, ihata eder bir makam-ı âlâdadır." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Allah’ın zatı gibi sıfatları da ezelîdir. Allah, ezelî ilmiyle olmuş ve olacak her şeyi birlikte bilir. Birini önce, diğerini sonra bilmesi söz konusu değildir.

Bizim zâtımız da sıfatlarımız da sonradan yaratılmıştır. Elbette biz O’nun ne zâtını, ne de sıfatlarını lâyıkıyla bilemeyiz, ezeliyetini ve zamandan münezzeh oluşunu hakkıyla kavrayamayız. Çünkü biz zamanın bile ne olduğunu henüz anlamış değiliz.

Biz zamanla kayıtlıyız. Dünümüz var, yarınımız var. Bunlar, ömür denilen hayat süresinin safhalarıdır. Lâkin bu safhalar hep nisbîdirler, yâni birbirine göre bu isimleri alırlar. Bu günümüze, yirmi saat önce, yarın deniliyordu. Sabaha çıktığımızda ondan söz ederken, dün diyeceğiz. Geçmiş ve gelecek zaman da dün ve yarından farklı değildir.

İnsan, zamanla kayıtlı olduğu için, hâdiseleri ancak vuku bulduktan sonra bilebilir ve öğrenebilir. Sınırlı ve cüz’i ilmiyle, zamandan münezzeh olmayı ve ezelî ilmi kavraması elbette mümkün olmaz.

“Allah dilediğini siler, dilediğini de sabit kılıp bırakır. Ana kitap (Levh-i Mahfûz) O'nun yanındadır.” (Ra’d, 13/39)

Zaman, başlangıcı ve sonu olan ve eşyanın bir tertip ve düzen ile oluştuğu bir kanundur.

Mesela, bir çocuk zaman içinde büyür, gelişir ve olgunlaşır, bu süreç ise sıra ve tertip ile olur; yani öncesi, şimdisi ve sonrası olan bir durumdur. Önce olmadan şimdi olmaz şimdi olmadan da sonra olmaz. Gelecekteki hâl ancak yaşanarak kavranır ve anlaşılır.

Ezeliyet, başı ve sonu olmayan zamandan ve mekândan münezzeh olan ve hiçbir kayıt ve kaide ile bağlı olmayan, Allah’ın bir sıfatıdır. Zamanın içindeki bütün kayıt ve kaideler burada geçerli değildir. Yani Allah ezelî ilmi ile her şeyi kuşattığı ve ihata ettiği için onun ilminde geçmiş, şimdiki an ve gelecek kavramları yoktur, o her şeyi şimdiki hâl gibi bir tutar. Üstad Hazretlerinin ayna misali bu hakikati çok güzel izah ediyor.

Mesela, büyük bir ayna yere yaklaştıkça tuttuğu alan daralır, yukarı çıktıkça tuttuğu alan genişlenir; ne kadar yüksekte ise tuttuğu alan da o kadar genişler. Burada yer zamandır, ayna ise Allah’ın ezelî ilmidir. Allah’ın ilmi zamanın üstünde ve her şeyi ihata ettiğinden, yani zamandan münezzeh olmasından dolayı bütününü birden tutar ve ihata eder. Onun için Allah, her şeyi olmadan önce de bilir ve görür.

“Manzar-ı âlâ” ifadesi, Peygamber Efendimiz (asm)'in torunu Hz. Hüseyin’in vitir namazının Kunut'unda okuduğu bir duada geçmektedir.

Sahabelerin sözlerine, hadis literatüründe "Mevkuf Hadis" denilmektedir.

“Manzar-ı âlâ” ile ilgili konu hakkında, İbn Ebi Şeybe’nin Musannefinde iki rivayet vardır: Senetleri aynı olan bu rivayetler arasındaki tek fark bir kelimedir:

Birinci rivayet şekli şöyledir:

“Allah’ım! Muhakkak ki sen, manzar-ı âlâda / en yüce, en yüksek bir manzarada (her şeyi birden görecek bir bakışa, bir görüş kapsamına sahip) olduğun için (her şeyi hakkıyla) görürsün, fakat ben göremem. Şüphesiz dönüş yalnız sanadır... Ve yine şüphesiz dünya da ahiret de senindir. Allah’ım! Zillete düşmekten, rezil-rüsvay olmaktan sana sığınırız.”(1)

İkinci rivayet şekli aynıdır, yalnız (meal olarak:) “Sen görürsün, fakat ben göremem.” ifadesi yerine, “Sen görürsün, fakat görünmezsin.” ifadesine yer verilmiştir.(2)

Dipnotlar:

(1) bk. İbnEbiŞeybe, el-Musannef, Riyad, 1409, 2/95.

(2) bk. İbnEbiŞeybe, 6/89.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...