"İşte, şu parlak, nuranî, güzel yüz, hayattar ve mânidar bir çekirdek hükmüne geçmiş ki, Hâlık-ı Zülcelâl, bir şecere-i tûbâ-i ubûdiyeti ondan halk etmiştir ki, onun mübarek dalları, âlem-i beşeriyetin her tarafını nuranî meyvelerle tezyin etmiştir."İzah?

Soru Detayı

- Ubudiyet nokta-i nazarından bu cümleyi nasıl anlamalıyız?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Hadis-i şerifte “Dünya ahiretin tarlasıdır.”(1) buyrulur. O halde, cennetteki tuba ağacının da çekirdeği bu dünyada aranacaktır. Üstad Hazretleri, “İman bir manevî tuba-i cennet çekirdeği taşıyor.”(2) buyurmakla bu hakikati ders vermiştir

İşte eneyi, yani insana ihsan edilen mükemmel istidadı Rabbinin rızası istikametinde kullanan bir ruh, manevî bir cennet çekirdeği gibidir. O çekirdekten çıkıp uzanan dallar bu dünyada, mü’mine bir cennet hayatı yaşattığı gibi, ahirette de “gözlerin görmediği, kulakların işitmediği, beşerin kalbine, hatırına gelmeyen” sayısız ihsanları meyve verecektir.

Üstad Hazretleri “İman tevhidi, tevhid teslimi, teslim tevekkülü, tevekkül saadet-i dareyni iktiza eder.” (Sözler) buyurmakla imanın iki dünya saadetini netice verdiğini beyan ediyor.

Bazen, saadet mefhumu yanlış değerlendiriliyor ve mü’min olup salih amel işleyen nice insanların bu dünyada fakir ve perişan bir hayat geçirdikleri nazara verilerek bu hakikate ilişilmeye çalışılıyor. Bunu yapanlar, saadetle refahı birbirine karıştırıyorlar. Allah’a inanan insan mes’uttur. Zira kalbi iman nuruyla aydınlanmıştır. O mü’min, kendisini bütün âlemlerin Rabbi olan Allah’ın terbiye ettiğini, onun bir eseri, sanatı, mahlûku, misafiri olduğunu bilmekle kalbinde büyük bir huzur ve saadete mazhar olur. Yine o mü’min, ölümün hiçlik olmadığını, kabrin bu dünyadan daha güzel bir âlemin kapısı olduğunu bilmekle de apayrı bir saadet vesilesi bulmuştur. Elbette, bir mü’minin bu dünya nimetlerinden de meşru dairede faydalanması güzeldir. Ancak, “Ahiret daha hayırlı ve bâkîdir.” (A'lâ Sûresi, 17) ayetinde ders verildiği gibi mühim olan ahiret hayatının saadetle neticelenmesidir. Bunu kaybeden bir insan, dünyada Üstadın ifadesiyle “sahipsiz, hamisiz” bir hayat yaşamakla, ölümü hiçlik karanlığı olarak görmekle büyük bir ıstıraba düşer. Dünyevî servetleri, makamları ve sair imkânları bu boşluğu doldurmaz ve böyle bir insan mes’ut olamaz.

(1) bk. Aclûnî, Keşfu'l-Hafa, 1/412.
(2) bk. Sözler, İkinci Söz.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...