Block title
Block content

"Kâinat mescid-i kebirinde Kur’ân kâinatı okuyor,.." ifadesini açıklar mısınız, nasıl oluyor?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Allah’ın iki türlü kelamı ve kitabı vardır. Birisi Kelam sıfatından gelen semavi sahife ve kitaplardır; diğeri ise Kudret sıfatından gelen tekvini olan kainat ve yaratılış kitabıdır. Her iki kitabın da müellifi Cenab-ı Hakk'tır.

Allah kainat kitabında kendi isim ve sıfatlarını sergileyip izhar etmiştir. Bu yönü ile kainat Allah’ın isim ve sıfatlarını talim ve teşhir eden bir mekteptir. Bu mektepte talim edilen manaları insan kendi kısır ve nakıs aklı ile okuması ve anlaması imkansız olduğu için, bu manaların nasıl anlaşılacağına dair bir kitap, bir de o kitabı insanlığa okutturacak ve ders verecek öğretmene ihtiyaç vardır. İşte Kur'an-ı Kerim kainat kitabında yazılı olan tevhit derslerini insanlığa talim edip ders veren yardımcı bir kitap niteliğindedir. Bu yardımcı kitap hükmünde olan Kur'an-ı Kerim'i bize okutan ve öğreten de Hazreti Peygamber (asv)'dir.

İnsanlığın en zekileri olan filozoflara baktığımızda, kainat mektebinde sınıfta kaldıklarını görüyoruz. Halbuki Kur'an’ı ve onu ders veren Peygamberi (asv) dinleseydiler, kainatı doğru okuyup sınıfı geçeceklerdi. Onlar akıllarına itimat ettikleri için kaybettiler.

Kur'an-ı Kerim’in ayetlerine dikkatle bakıldığında, hep nazarları kainat kitabına yönlendirdiğini görürüz. Ve kainat kitabını okumanın usul ve adabı nasıl olur, insanlığa bunu ders veriyor. Bunu yaparken de, kainattan örnek tablolar sunuyor. Kainat üzerinde nakışları görünen isim ve sıfatlara dikkat çekiyor. Kainatı bir sanat, Allah’ı da bir sanatkar olarak ders veriyor. Halbuki Kur'an’ın dışındaki fikir ve nazarlar, bu ince mana ve nakışları aklı ile okuyamadıkları için ya tabiata, ya da sebeplere veriyorlar.

Üstat bu manayı şu şekil özetliyor:

"Evet, Kur'ân-ı Hakîm, şu Kur'ân-ı Azîm-i Kâinatın en âli bir müfessiridir ve en beliğ bir tercümanıdır. Evet, o Furkandır ki, şu kâinatın sayfalarında ve zamanların yapraklarında kalem-i kudretle yazılan âyât-ı tekviniyeyi cin ve inse ders verir. Hem her biri birer harf-i mânidar olan mevcudata "mânâ-yı harfî" nazarıyla, yani onlara Sâni hesabına bakar. "Ne kadar güzel yapılmış; ne kadar güzel bir surette Sâniinin cemâline delâlet ediyor" der. Ve bununla kâinatın hakikî güzelliğini gösteriyor."

"Amma, ilm-i hikmet dedikleri felsefe ise, huruf-u mevcudatın tezyinatında ve münasebatında dalmış ve sersemleşmiş, hakikatin yolunu şaşırmış. Şu kitab-ı kebirin hurufatına "mânâ-yı harfî" ile, yani Allah hesabına bakmak lâzım gelirken, öyle etmeyip "mânâ-yı ismî" ile, yani mevcudata mevcudat hesabına bakar, öyle bahseder. "Ne güzel yapılmış"a bedel "Ne güzeldir" der, çirkinleştirir. Bununla kâinatı tahkir edip kendisine müştekî eder. Evet, dinsiz felsefe hakikatsiz bir safsatadır ve kâinata bir tahkirdir."
(1)

(1) bk. Sözler, On İkinci Söz

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Paylaş

Yorumlar

muradoglu
Allah razı olsun çok güzel bir cevap
Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
isahalim

Tarih boyunca  yunan-batılı filozoflardan, bilim insanlarından, İslam alimlerinden kainatı manalı büyük bir kitaba benzetenler çıkmış mı?

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Editor (Muaz)

Benzetenler mutlaka çıkmıştır ama bunu kimin yaptığını anlamak için geniş bir tetkikat gerekiyor. 

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
BENZER SORULAR
Yükleniyor...