“Kâinatta en mühim hakikat ve en kıymettar mahiyet; nur, vücud ve hayat ve rahmettir ki, bu dört şey perdesiz, vasıtasız, doğrudan doğruya kudret-i ilâhiye ve meşiet-i hâssa-i ilâhiyeye bakar.” cümlesiniz açıklar mısınız?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Hayat, vücut, nur ve rahmet gibi nimetlerde hiçbir kusur, hiçbir çirkinlik, hiçbir noksan olmadığı için sebepler araya girmiyor. Ya da hikmet noktasında sebeplerin araya girmesine lüzum kalmıyor. Zira bu nimetler her yönü ile rahmet ve lütufturlar.

Nur, “aydınlık, iman, ışık” demektir, zıddı “zulmet”tir. Vücut, varlık; hayat canlılık, yaşama, diri olma; rahmet ise acımak, şefkat etmek, merhamet etmek manasına gelirler.

"Nur" denilince, hatırımıza Üstadımızın; “İman hem nurdur hem kuvvettir,” vecizesi gelir.

İman en büyük nurdur ve doğrudan Allah’ın ihsanıyla kalbde tahakkuk eder. Bu tahakkuk, ağacın meyve vermesine yahut arının bal yapmasına benzemez. Peygamberler ve mürşidler bu nurun tahakkukuna birer vesiledirler.

“İman, Sa'd-ı Taftazanî'nin tefsirine göre; 'Cenâb-ı Hakkın, istediği kulunun kalbine, cüz-i ihtiyarının sarfından sonra ilka ettiği bir nurdur.” (İşarâtü’l- İ’caz)

“Cüz’i ihtiyarinin sarfı” meselesine, Nur Külliyatı’ndan İşarat-ül İ’caz adlı eserde, şöylece açıklık getirilir:

“İman, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın tebliğ ettiği zaruriyat-ı diniyeyi tafsilen ve zaruriyatın gayrisini icmalen tasdik etmekten hasıl olan bir nurdur.”(1)

İmana ermek için, cüz’î iradenin sarf edilmesi bir ön şart ise de biz irademizi sarf ederek iman yoluna teveccüh etmekle kalbimize imanın yerleşmesi noktasında fazla bir şey yapmış olmuyoruz. Gözünü açan bir insan, “Ben şu görünen eşyanın görüntüsünü kendi kudretimle gözümün içine koydum” diyemeyeceği gibi, basiret gözünü açan bir insan da imanın kalbe yerleşmesi noktasında fazla bir şey yapmış değildir. İman; “Kalbe ilka edilen bir nurdur” ve bu nuru o kalbe ihsan eden Allah’tır.

Vücud’a gelince, bunun sebepsiz yaratıldığı açıktır. Biz genellikle, bedene “vücut” dediğimiz için, vücudun sebepsiz yaratıldığını anlamak biraz zorlaşıyor. Aslında, “vücut” var olma demektir, zıddı ise “adem” yani yokluktur. Varlığa sebep aradığımızda karşımıza sadece “yokluk” çıkar. Yani, “vücut” ya sebepsiz olarak doğrudan yaratılmıştır, ya da eşyanın var olmalarına “yokluk” sebep olmuştur. Bu ikinci şıkkın akıldan uzaklığı açık olduğuna göre, birinci şıkkın doğruluğu kesindir.

İlâhî iradenin mahlûkatı yaratmaya teveccüh etmesiyle, ilk mahlûk olarak Nur-u Muhammedî (asm.) yaratılmıştır. Bu nur, ışığın güneşten süzülmesi gibi ortaya çıkmamış, doğrudan yaratılmıştır. Onun yaratılmasında hiçbir maddî sebep söz konusu değildir. O nur, Allah’ın dilemesiyle yoktan yaratılmıştır.

Hayatın da sebepsiz yaratıldığı malûmdur. Bilim adamları, hayata bir sebep tayin edemiyor, sadece hayatın ortaya çıkmasında ilâhî iradeyle tespit edilen tabiat kanunlarını, elementleri, mevsimleri sıralamaktan öteye gidemiyorlar.

Meyveye ağaç, çocuğa anne ve baba sebeptir; ısı ve ışık da Güneş vasıtası ile gönderiliyor; ama hayat ne ile geliyor, hangi sebep eli ile gönderiliyor? Elementlerin hiçbirinde hayat olmadığı ve atomların bir araya gelmesinden hayat cevheri oluşamayacağı bir hakikat olduğu için, bunun sebepler noktasından bir izahı yoktur. Bunun tek izahı, hayatın sebepsiz ve vasıtasız olarak doğrudan Allah’ın kudretiyle yaratılmış olmasıdır.

Rahmet de sebepsizdir. Bu konuda Nur Külliyatından bir nakil yapmak isteriz:

“Şu hadsiz kâinatı şenlendiren, bilmüşahede rahmettir. Ve bu karanlıklı mevcudatı ışıklandıran, bilbedahe yine rahmettir. Ve bu hadsiz ihtiyacat içinde yuvarlanan mahlukatı terbiye eden, bilbedahe yine rahmettir. Ve bir ağacın bütün heyetiyle meyvesine müteveccih olduğu gibi, bütün kâinatı insana müteveccih eden ve her tarafta ona baktıran ve muavenetine koşturan, bilbedahe rahmettir...”(2)

Cansızların yokluktan kurtulup var olmaları kendi gayretleriyle değil, ancak ilâhî rahmetle olduğu gibi, bitkilerin de cansız olmayıp yarı canlı olmaları yine herhangi bir sebeple değil, sadece rahmet iledir. Hayvanların bitkilerden üstün kılınmaları ve nihayet insanın arza halife olması da sırf rahmettir.

Rahmet de aynen hayat gibi her yönü ile güzel ve şeffaf bir nimet olduğu için, âdeta sebepsiz meydana çıkıyor gibidir. Mesela, her canlıyı parçalama mizacında olan aslanın kendi yavrusuna mükemmel ve itinalı bir şefkat göstermesi, sebepler açısından izah edilemez bir rahmet tecellisi değil de nedir acaba? Allah’ın Rahman ismi o canavarda da sebepsiz olarak tecelli ediyor.

Dipnotlar:

(1) bk. İşarat-ül İ’caz, Bakara Suresi, 3. Ayetin Tefsiri.
(2) bk. Sözler, On Dördüncü Lem'anın İkinci Makamı.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

BENZER SORULAR

Yükleniyor...