Block title
Block content

"Küçük alemde ene, büyük alemde tabiat gibi tağutlardandır." ifadesi ne demektir, açıklar mısınız?

 
Cevap

Değerli Kardeşimiz;

Büyük alemde tabiat ne ise, insanın iç alemindeki nefis ve enaniyet de odur. Yani tabiat fikri ve kiri, nasıl eşya üzerinde tezahür edip parlayan tevhit hakikatlerini saklayıp gizliyor ise, insanın iç alemindeki nefis ve benlik de aynı şekilde iman hakikatlerinin önünde duran bir bent gibidir. Bu bentler tahkiki iman dersleri ile yıkılmadan, nurlar kalbe akmaz ve insan gaflet perdesinden kurtulamaz.

Nefis ve enaniyetin, neticeyi sebepten telakki etmesi sari ve köklü bir hastalık olduğu için, Üstad Hazretleri ilk olarak bu hastalıktan başlıyor. İnsandaki nefis ve enenin hocası ve rehberi menfi felsefedir. Kalbin hocası ve rehberi ise vahiydir.

Üstad Hazretleri burada küfür ve şirkin temelini oluşturan en önemli fikirlerden olan, "Her şeyin icad edicisi ve yaratıcısı sebeplerdir." diyenleri susturmakla işe başlıyor. Felsefede bu fikre determinizm felsefesi deniyor. Yani her şey sebep sonuç ilişkisi ile izah ediliyor. Üstad Hazretleri bu fikrin esasız ve bozuk olduğunu nefis ve eneniyetini susturacak bir şekilde kati olarak ispat ediyor.

Kainatta her netice bir sebep vasıtası ile yaratılıyor. Sebepsiz bir netice yoktur. Allah kainatta sebeplerle iş görmeyi kendine adet edinmiştir. Yani kainatta sebep sonuç ilişkisi hakimdir. Lakin Allah sebepleri gayet derecede zayıf ve kuvvetsiz, neticeyi ise gayet derecede kuvvetli ve sanatlı yaratmıştır. Bunun hikmeti, insanlar neticeyi sebepten bilmesinler diyedir. Yani neticeyi tanzim edip yaratan sebepler değil, Allah’tır. İşte bunu insanlara ilan ve izhar etmek için sebepleri gayet adi ve basit, ondan hasıl olan neticeleri ise gayet sanatlı ve güzel yaratmış.

Sebeplerin zayıf, sebepten hasıl olan neticenin kuvvetli olduğuna milyonlarca örnek verilebilir. Mesela, yüz bin kişilik bir şehri bir asker zorla bir yere sevk edebilir. Burada sevk kuvveti askerin şahsından değil, askerlik münasebeti ile dayandığı ordu kuvvetinden geliyor. Bu yüzden asker kendi namına değil, ordu namına bu işi yapıyor denilir. Yoksa aksini iddia etmek hamakat olur. Zira bir askerin şahsi kuvveti yüz bin insanı zorla sevk etmeye yetmez.

Yine tohum ve çekirdek Allah’ın kudretine bir perde, bir sebeptir. Yoksa mucit ve yaratıcı değildir. Çekirdek ve tohumun mahiyeti gayet basit ve zayıf iken, çekirdek ve tohumdan hasıl olan ağacın mahiyeti ise gayet mükemmel ve ağırdır. Böyle bir sebebin, böyle bir neticeyi yaratıp, bütün işlerini tedbir ve idare etmesi mümkün değildir. Öyle ise çekirdek ve tohum her şeye kudreti yeten bir Zat'ın memuru ve hizmetkarıdır; tıpkı asker örneğindeki gibi.

Mercimek tanesi büyüklüğünde olan hafızanın milyonlarca levhayı ve resimleri muhafaza etmesi küçük bir et parçasının işi değil, Allah’ın kudretinin bir harikası ve işidir. Şayet insanın, yaşamı boyunca bütün görüp duyduğu şeyleri şu tırnak kadar et ve ondaki hücreler arşivliyor dersek ve oradaki Allah’ın harika kudret ve tasarrufunu o adi et parçasına ve şuursuz hücrelere havale edersek, tam bir akılsızlık etmiş oluruz.

 Her bir sebebin netice karşısında aciz ve zayıf durması Allah’ın kudret ve tasarrufuna işaret eden bir levha, bir işarettir. Ya da sebep ile sebepten hasıl olan netice arasındaki büyük boşlukta Allah’ın isim ve sıfatları güneş gibi doğar ve kendini ilan eder. Bu boşlukta parlayan sıfatları görmemek ve Allah hakkında marifete ulaşamamak tam bir hamakat ve cehalettir.

Elma gibi harika bir netice ile elmaya sebep olan ağaç arasındaki boşluğa  bin bir tane güneş, yani bin bir ism-i İlahi sığar, bunları okumak gerekir. 

İşte sebeplerin netice üzerindeki acziyeti ve cehaleti ispat edildikten sonra, nefis ve ene tam bir teslimiyet ile iman hakikatlerine boyun eğiyor. Felsefenin o bozuk ve karmaşık fikri gidiyor, yerine iman ve tevhidin parlak nurları geliyor. 

Özet olarak, tabiat fikri ile insandaki ene duygusu ıslah edilmez ise, insanı küfür ve inkar bataklığına sürükler. Bu da tabiat fikrinin ve ene duygusunun insana bir tağut olmasına vesile olur. Çünkü çok insanlar bu iki tağut yüzünden imanlarını kaybetmişler. Küçük alem olan insandaki ene duygusu büyütülse, tabiat olur; kainattaki sebeplerin toplamı olan tabiat küçültülse, insandaki ene olur. İnsan bu ikisini ıslah etmez ise, inkar ve küfür batıklığında kaybolur. 

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör

Kategorisi: Birinci Maksat | Yazar: Sorularla Risale | Okunma Sayısı: 2594 | Word indir | Pdf indir
Paylaş
BENZER SORULAR
Yükleniyor...