"Kudret-i Samedâniyenin azamet-i âsârına karşı istihsan ve hayret içinde Allahu ekber deyip, huzû ile rükûa gidip, ona iltica ve tevekkül etsin." İzah eder misiniz?

Cevap

Değerli Kardeşimiz;

"Hem de Rububiyetin kemâl-i kudreti dahi ister ki, abd, kendi zaafını ve mahlukatın aczini görmekle, kudret-i Samedâniyenin azamet-i âsârına karşı istihsan ve hayret içinde Allahu ekber deyip, huzû ile rükûa gidip, ona iltica ve tevekkül etsin." (Sözler, Dokuzuncu Söz.)

Allah neyi terbiye etmişse, o şeyin vazifesini hakkıyla yapmasını ister ve o şey de gayet ciddi bir eda ile Allah'ın emrini yerine getirmeye aşk ve şevk ile gayret eder. Allah'ın rububiyetinin insandan istediği çok önemli taleplerinden birisi de insanın kendi aczini ve bütün varlıkların aczini hissedip Allah'ın büyüklüğüne ve kudretine karşı ciddiyetle secde etmesidir. İşte insan bu vazifesini yerine getirme derecesine göre, kulluğunu ve ubudiyetini yerine getirmiş olur.

Azamet-i âsâr, Allah’ın yaratmış olduğu eserlerinin harika, benzersiz ve muhteşem olmasını ifade ediyor. Sanatkâr, yapmış olduğu eserler ile kendi hünerini gösterir. Mükemmel ve kusursuz bir eser, onu yapan zatın sanatındaki mükemmeliyeti ve kusursuzluğu gösterir. Eser çok ihtişamlı ve azametli ise, sahibinin sanatı ve mehareti de çok azametli ve muhteşem demektir.

Kâinat bir teşhir salonudur. İçinde sergilenen eserlerin hepsi de azametli, muhteşem ve mükemmeldir. Bu eserleri seyreden şuur sahibi melekler, insanlar ve cinler hayret ve hayranlık ile Allah’ın sanatını takdir ve tahsin edip, hayretle rükûa giderek ona iltica ederler.

Tevekkül sözlükte; “Allah’a güvenmek” anlamındaki vekl kökünden türemiştir. “Birinin işini üstüne alma, birine güvence verme; birine işini havale etme, ona güvenme” manasına gelir. Birine güvenip dayanan kimseye mütevekkil, güvenilene vekîl denir.

Tevekkül dinî ve tasavvufî bir terim olarak “bir kimsenin kendini Allah’a teslim etmesi, rızkında ve işlerinde Allah’ı kefil bilip sadece ona güvenmesi” şeklinde tanımlanmaktadır. (el-Müfredât, “vkl” md.; Lisânü’l-ʿArab, “vkl” md.; Tâcü’l-ʿarûs, “vkl” md.; Gazzâlî, IV, 259)

İltica ve tevekkül, her işinde her halinde Allah’a sığınmak ona tevekkül edip her şeyin dizgininin onun elinde olduğunu idrak etmektir. Zarar ve menfaat onun elindedir. O dilemezse kimse sana zarar veremez o geri çevirirse kimse sana fayda sağlayamaz bunun bilincinde ve şuurunda olmaktır.

Huzuru İlahi'de derinleşen ve meleke kesbeden birisi için, "musibetler kendi başına hareket edemezler; ancak Allah’ın emri ve sevki ile hareket ederler. Öyleyse Allah’ın takdir ettiği musibeti kim geri çevirebilir ya da takdir etmediği musibeti kim musallat edebilir?" düşüncesi, insan kalbine bir tatminlik ve genişlik veriyor. Bu da insan kalbinde bir emniyet ve tevekkül manasını tesis ediyor.

Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editörü

Kategorileri:
Okunma sayısı : 3.154
Sayfayı Word veya Pdf indir
Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yükleniyor...